Yazar, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'taki okul saldırılarını toplumun ruhunda açılan derin yarıklar olarak değerlendiriyor; bunun ekonomik krizi aşan bir güven ve anlam krizidir. Sosyal medyadan dijital denetimsizliğe, ailede yalnızlığa kadar birçok faktörün bir çocuğun zihnini karartan sistem olduğunu ileri sürüyor. Ama aileler çocukları koruma ve bilinçlendirme arasında sıkışmışken, gerçekten koruyacak şey sadece okul değil mi, toplumun kendisi mi?
Bazı cümleler vardır, kurulurken bile insanın boğazına düğümlenir. "Okul saldırısı" da onlardan biri.
Çünkü okul; kapısında sabah telaşıyla ayakkabılarını düzelten çocukların, teneffüste kahkahanın, kara tahtada geleceğin yazıldığı yerdir. Ya da en azından öyle olmalıydı. Ama Nisan 2026'da Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta yaşananlar, bu cümleyi paramparça etti. Kelimeler artık yerini bulamıyor çünkü bazı acılar anlatılamaz, sadece hissedilir... Ve bu tam olarak öyle bir acı.
***Siverek'te bir sabah... Saat 09:30 civarı. Ders zili çalmış, hayat sıradan akışında ilerliyor. Ta ki o kapıdan giren bir gölge, o sıradanlığı kurşun sesleriyle yırtana kadar. Bir okulun duvarları, ilk kez bu kadar sert yankılandı.
Yaşanan travma henüz çok tazeyken, yaklaşık 28 saat sonra Kahramanmaraş'ta başka bir okul... Başka bir kabus... Saldırgan bir çocuk. Pencerelerden atlayan öğrenciler, hayatla ölüm arasında bir karar vermek zorunda kalan küçücük bedenler...
Ve geriye yarım kalmış hikayeler.
Bu iki olay sadece iki şehirde yaşanmış "bireysel vakalar" değil. Bunlar toplumun ruhunda açılan derin yarıklar. Bir deprem gibi... Fakat bu defa fay hatları yerin altında değil, insanların içinde kırılıyor.
***Sosyal medyada dolaşan cümleler, aslında hepimizin iç sesine dönüşmüş durumda:
"Okul, çocuk, silah, ölüm... asla aynı cümlede olmamalıydı."
Ama artık o cümle kuruldu. Ve ne yazık ki silinmiyor.
Bir başka yorumda şöyle deniyor:
"Ekonomik krizler gelir geçer ama sosyal krizler kolay kolay geçmez."
Belki de en çarpıcı tespit bu. Çünkü bu yaşananlar bir güven krizidir. Bir anlam krizi. Bir neslin geleceğe bakarken içine düşen karanlığın somutlaşmış halidir.
Ekranlarda "kahraman" diye sunulan şiddet figürleri, dijital dünyada filtrelenmeden akan görüntüler, denetimsiz içerikler... Hepsi birer damla gibi birikiyor. Ve bir gün, bir çocuğun zihninde taşan o karanlık, işte böyle bir felakete dönüşüyor.
Bir başka sesin dediği gibi:
"Bir çocuğun zihni nasıl bu kadar kararabilir"
Belki de en ürkütücü soru bu.
Ve belki de cevabı tek bir yerde değil... Her yerde.
Ailede, sokakta, ekranda, okulda, yalnızlıkta, ilgisizlikte...
Görmediğimiz her yerde.
Şimdi toplum olarak iki uç arasında sıkışmış durumdayız:
Bir yanda çocukları bu gerçeklikten koruma içgüdüsü, diğer yanda onları bu karanlığa karşı bilinçlendirme zorunluluğu. Anlatmak ve bilinçlendirmek ile anlatmamak ve çocuğun psikolojisini etkilememek arasında ki ince çizgi...

4