Hayatın telaşı içinde çoğu zaman takvimde ilerleyen yaşımızı bilir ve aynadaki değişimleri fark edebiliriz. Ama bir de bedenimizin içinde tüm bu yıllar boyunca yıpranan ve yorulan iç organlarımız vardır. Onların verdiği sinyalleri ise çoğu zaman göremeyiz. Özellikle de göğsümüzün içinde hiç durmadan çalışan kalbimizin sağlığını belirgin bir şikâyet olmadığı sürece ihmal ederiz.
Oysa kalbimiz yaşam tarzımızdan en çok etkilenen organlarımızdan biridir. Sağlıksız beslenme, hareketsizlik, tütün ve alkol kullanımı gibi kötü alışkanlıklar, kalp sağlığının en büyük düşmanlarıdır. Çünkü kalbimiz bu alışkanlıkların damarlarımız üzerinde nasıl bir iz bıraktığını sessizce kaydeder. İşte "kalp yaşı" kavramı tam da burada anlam kazanır. Zira kalbinizin yaşı, yalnızca doğum gününüz ile belirlenen bir değer değildir. Yaşam tarzı ve kronik hastalıklar gibi pek çok etken kalp-damar sağlığının genel tablosunu şekillendirir. Amerikan Kalp Derneği de kardiyovasküler sağlığı değerlendirirken beslenme, fiziksel aktivite, nikotinden uzak durma, uyku, kilo, kan şekeri ve kan basıncını birlikte ele alıyor. Bu nedenle "Kalbim kaç yaşında" sorusunu yalnızca merak edilen bir sayı olarak değil, yaşam biçimimize dönüp bakmak için küçük ama değerli bir fırsat olarak görmek gerekiyor.
Haberin DevamıFotoğraflar: Yapay zekâ görselleri.
KALBİN YAŞLANMASINI HIZLANDIRAN SESSİZ ETKENLER
Kalp sağlığını konuşurken yalnızca kalp hastalığı tanısı almış kişileri düşünmek doğru olmaz. Çünkü damarların yıllar içinde karşılaştığı yüksek tansiyon, yüksek LDL kolesterol, yüksek kan şekeri, fazla kilo, hareketsizlik ve tütün kullanımı gibi etkenler zaman içerisinde kardiyovasküler riski artırabilir. Üstelik bu değişikliklerin bazıları uzun süre belirgin bir şikâyet oluşturmadan ilerleyebilir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), sağlıksız beslenme, fiziksel hareketsizlik, tütün kullanımı ve zararlı düzeyde alkol tüketimini kalp-damar hastalıkları açısından başlıca davranışsal risk faktörleri arasında gösteriyor. Bu alışkanlıklar, yüksek tansiyon, kan şekeri ve kan yağlarında bozulma gibi ara risk faktörleriyle de ilişkilendiriliyor. Özellikle yüksek tansiyonun çoğu zaman belirti vermeden seyredebilmesi, düzenli kontrolleri daha da önemli hale getiriyor. Bu nedenle kendimizi iyi hissetmemiz, tansiyonumuzun veya kolesterolümüzün mutlaka ideal düzeylerde olduğu anlamına gelmiyor. Kısacası kalbin gerçek durumunu anlamanın yolu, yaşam tarzımızı değerlendirmek kadar gerekli sağlık kontrollerini de ihmal etmemekten geçiyor.
Haberin DevamıKALBİNİZE İYİ GELECEK DEĞİŞİKLİKLER
Kalp sağlığını korumak için hayatımızı bir gecede baştan aşağı değiştirmemiz gerekmiyor. Bazen sofradaki küçük bir değişiklik, asansör yerine merdiveni tercih etmek, uzun süre oturduğumuz bir günün arasına hareket eklemek veya sigarayı bırakmak gibi kararlar, uzun vadede önemli bir fark yaratabilir. Özellikle sebze ve meyvelerden, tam tahıllardan, baklagillerden, kuruyemişlerden ve uygun protein kaynaklarından zengin dengeli bir beslenme düzeni oluşturmak da iyi bir başlangıç olacaktır. Ayrıca tuz, doymuş yağ ve aşırı işlenmiş gıdaların sınırlandırılması da kalp-damar sağlığını destekleyen temel adımlar arasındadır. Amerikan Kalp Derneği, yetişkinler için haftada en az 150 dakika orta yoğunlukta veya 75 dakika yüksek yoğunlukta fiziksel aktiviteyi öneriyor. Burada önemli olan elbette ki kusursuz bir yaşam biçimi oluşturmak değil. Asıl önemli olan sürdürülebilir, gerçekçi ve kişiye uygun alışkanlıkları hayatın doğal bir parçası haline getirmek.
Haberin DevamıUYKUDAN TANSİYONA KALBİN GÜNLÜK BİLANÇOSU

4