İnsülin neden bu kadar önemli

Günlük hayatın koşturmacasında çoğumuz yorgunluğu, iştah artışını, ani tatlı krizlerini ya da kilo alımını geçici durumlar gibi görürüz. "Biraz stres", "az uyudum" ya da "yaş ilerliyor" diyerek durumu normalleştiririz.

Oysa bu küçük gibi görünen sinyallerin arkasında çoğu zaman sessizce yükselen bir hormon vardır. O da insülin. İnsülin, elbette ki yaşam için vazgeçilmezdir. Zira kan şekerini dengeler, hücrelerin enerjiye ulaşmasını sağlar. Ancak sürekli yüksek seyretmeye başladığında, artık bir koruyucu değil, yavaş yavaş yıpratan bir güç haline gelir. Üstelik bu süreç ani olmaz; yıllar içinde, fark edilmeden sinsice ilerler. Dışarıdan belirgin bir ağrı, ateş ya da acil bir belirti vermediği için insanlar kendini sağlıklı zanneder. Ancak bu durum hücrelerde, damarlarda, karaciğerde ve beyin düzeyinde ciddi hasarlar birikmesine neden olur. Bu yüzden insülin fazlalığını anlamak, yalnızca bir sağlık bilgisi değil, bir farkındalık meselesidir. Çünkü bu farkındalık, gelecekte karşılaşılabilecek birçok hastalığın önüne geçebilir. Hadi gelin bugün fazla insülinin hangi sorunları beraberinde getirdiğini birlikte inceleyelim ve ardından bu gidişi tersine çevirmek için neler yapılabileceğimizi konuşalım.

Haberin Devamı

VÜCUDUN YAĞ DEPOSU MODU: METABOLİK KAPAN

İnsülin fazlalığı, vücudu sürekli "depolama" moduna sokar ve yediklerimizin büyük bir kısmı enerjiye dönüşmek yerine yağ olarak saklanır. Özellikle karın ve bel çevresinde oluşan yağlanma, yalnızca görüntü meselesi değildir; bu yağ dokusu, vücutta iltihabi süreçleri tetikleyen aktif bir yapıdır. Zamanla hücreler insüline karşı duyarsızlaşır ve bu durum insülin direnci olarak adlandırılır. Direnç arttıkça pankreas daha fazla insülin salgılar ve kısır döngü derinleşir. Bu süreç diyabetin en önemli hazırlık aşamasıdır. Aynı zamanda karaciğer de bu yükten nasibini alır ve yağlı karaciğer tablosu ortaya çıkar. Karaciğer yağlandıkça da safra akışı bozulur ve safra taşı riski artar. Metabolizma yavaşlar, kişi kendini sürekli yorgun, halsiz ve isteksiz hisseder. Sabahları zor uyanmak, gün içinde enerji düşüklüğü yaşamak bu dengenin bozulduğunun habercisi olabilir. Üstelik bu tablo yalnızca kilolu kişilerde değil, dışarıdan zayıf görünen bireylerde de ortaya çıkabilir. Bu nedenle asıl mesele kilonun kendisi değil, vücudun iç dengeleridir.

Haberin Devamı

DAMARLAR VE KALP ÜZERİNDEKİ SESSİZ BASKI

İnsülin fazlalığı sadece yağlanmayı artırmakla kalmaz, damar yapısını da olumsuz etkiler. Zaman içinde damar çeperleri sertleşir ve elastikiyetini kaybeder. Bu durum kanın rahat akmasını engeller ve tansiyonun yükselmesine zemin hazırlar. Hipertansiyon, çoğu zaman belirti vermeden ilerlediği için "sessiz katil" olarak adlandırılır. Damar iç yüzeyinde oluşan hasar, kolesterol plaklarının tutunmasını kolaylaştırır ve damar tıkanıklığı riskini artırır. Bu tablo, kalp krizi ve beyin felci gibi hayati sonuçlara yol açabilir. Üstelik kişi kendini iyi hissederken bile bu süreç devam edebilir. İşte bu nedenle yalnızca "kendimi iyi hissediyorum" demek yeterli değildir. Kalp sağlığı, sadece kolesterol değerlerinden ibaret değildir; insülin dengesi de bu resmin çok önemli bir parçasıdır. Erken fark edilen bir dengesizlik, doğru yaşam tarzı değişiklikleriyle büyük ölçüde kontrol altına alınabilir. Aksi halde yıllar içinde biriken hasar, bir anda geri dönüşü olmayan sonuçlar doğurabilir.

Haberin Devamı

BEYİN, BELLEK VE GÖRÜNMEYEN BAĞLANTILAR