1956'daki Süveyş krizinin İngiliz İmparatorluğu'nun jeopolitik ölüm anı olduğunu vurgulayan yerli ve yabancı birçok analizci, 2026 Hürmüz Boğazı krizi ve İran savaşının da "Imperium Americana" yani küresel Amerikan İmparatorluğu için aynı stratejik yıkıma yol açabileceğini ileri sürüyor.
Oysa bu bakış açısında bir değil onlarca hata var. Her şeyden önce Süveyş krizi sistem içi bir devir teslim töreniydi. Dolayısıyla II. Dünya Savaşı'nın galipleri olan SSCB ve ABD, Süveyş kriziyle Fransa ve İngiltere'nin 16 Mayıs 1916'da imzaladıkları Sykes-Picot anlaşmasıyla Ortadoğu'da kurdukları hegemonyaya son verdi.
Süveyş kriziyle "Güneş Batmayan" Britanya İmparatorluğu tarihe karıştı. Hâliyle Hürmüz'e Süveyş'te kazanan ABD'nin değil de İngiltere'nin merceğinden bakanlar ister istemez totolojiye/çelişkiye düşüyor. Zira Süveyş krizi rakipleri için hangi kayıplara ve ABD için hangi kazanımlara yol açtıysa Hürmüz de aynı kazanımlara hatta küresel çapta bir eksen kaymasına dahi yol açacak gibi görünüyor.
Çünkü ABD/İsrail-İran savaşı ve Hürmüz krizi, Süveyş gibi müttefikler arasında bir devir teslim töreni değil. Bu hamleler, ABD'nin bölgesel ve küresel projelerinde yeni bir aşamaya işaret ediyor. Üstelik Süveyş'te ABD ve SSCB gibi aktörler içeriden Britanya'yı zorlamıştı. Şu an ABD'yi içeriden sıkıştıran NATO ve AB gibi aktörler de yok. Tam tersi ABD hem Avrupa, Asya ve Ortadoğu'daki müttefiklerini hem de Çin gibi rakiplerini Hürmüz'de sorumluluk almaya zorluyor. Hatta gözdağı verip açıkça tehdit bile ediyor.
***
Görüldüğü üzere Hürmüz 2026 ile Süveyş 1956 krizleri arasındaki paralellikler hayli yüzeysel ve zorlama. Retorik düzeyde dahi bir benzerlik ilişkisi yok. Sadece krizlerin mahiyeti açısından özdeşleşiyor Hürmüz ve Süveyş krizleri. Süveyş krizi nasıl Britanya'nın hegemonyasını sarsıp ABD'nin hâkimiyet alanını daha da genişlettiyse Hürmüz krizi de ABD'ye yönelik son muhalefet merkezlerini de dağıtmayı planlıyor. Böylece ABD'nin emperyalist etki sahasının daha da genişletilmesi hedefleniyor.Unutmayalım ki geçen yüzyıldan bu yana bütün küresel ve bölgesel krizler, ABD'nin hâkimiyet haritasını hep genişletmesinin birer aracına dönüştürüldü.
I. ve II. dünya savaşlarıyla Asya Pasifik ve Avrupa'ya ayak basan ABD, Ortadoğu'ya ilk adımını 1930'larda Suudilerle yaptığı petrol anlaşmalarıyla attı. Ardından 1947'de Suriye ve 1953'te de İran'da gerçekleştirdiği CIA destekli darbelerle nüfuzunu Doğu Akdeniz ve İran Körfezi arasındaki sahada tahkim etmeye başladı.
1973 Yom Kippur savaşından sona başlayan ilk petrol krizinden sonra hegemonyasına meydan okuyan Kral Faysal bin Abdülaziz, 25 Mart 1975 tarihindeki suikastla ortadan kaldırıldı. Bir yıl sonra Suudilerle 50 yıllık petro-

3