TÜRKİYE yeniden yükselen bir güç artık. Orta Doğu'daki güç mimarisini kökten sarsacak yeni bir jeopolitik denklem kurup, tarih yazıyor. Türkiye, S. Arabistan ve Pakistan gibi ağır sıklet ülkelerin ortak bir güvenlik ve savunma zemininde buluşması bölgeyi stratejik olarak çevreleyen devasa bir koalisyon oluşturdu. Bu yapı, bölgedeki devlet dışı aktörlerin hareket alanını kesin olarak daraltacaktır. Ancak daha da önemlisi İsrail'i "Önemsizleşme" denklemine sokacaktır. Tel Aviv üzerinde büyük baskı kuracaktır.
İsrail'i askeri ve siyasi açıdan benzeri görülmemiş bir yalnızlığa sürüklemesi kesindir. İsrail, bu devasa güç bloğu karşısında çaresiz kalacak, "Bölgede çok daha küçük, farklı bir yapıya sahip ve görece önemsiz bir ülke" konumuna gerileyecek. İsrail'in bu süreçte hayatta kalabilmesinin tek yolu, yeni bölgesel düzene uyum sağlamak ve Ankara merkezli bu yeni dinamiklere yakınlaşmaktır. Türkiye'nin Libya ile imzaladığı Akdeniz'deki deniz yetki alanları mutabakatına, "Turkey Makes Its Move" yani "Türkiye Hamlesini Yapıyor" başlığı atılabilir.
Osmanlının torunları jeopolitik reflekslerinde dönüşümün miladına imza attı. Türkiye'yi Doğu Akdeniz'de oyunun kurallarını belirleyen ana aktör ve "sürücü güç" haline getirdi. Ankara, yalnızca tepkisel bir dış politika izlemediğini, aksine proaktif bir şekilde kendi etki alanını dayatabilecek kapasiteye ulaştığını kanıtladı. Türkiye'yi Doğu Akdeniz kıyılarına hapsetme girişimleri Libya hamlesiyle fiilen boşa çıkarıldı. Bu mutabakat, geleneksel jeopolitik ezberleri yıkıp darmadağın eden cesur bir adım olarak tarihe geçti. Osmanlı Hinterlandı teorisi hayata geçmeye başladı.
Türkiye ekonomik ve askeri gücünü artırdıkça, tarihsel olarak Osmanlı İmparatorluğu'nun etki alanı olan coğrafyalara, Kuzey Afrika, Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'e yeniden doğal bir çekim merkezi olarak ağırlık koyacaktır. Libya anlaşması da bu teorinin sahadaki en somut pratiklerinden biridir. Mekke-Bedir hatlı güvenlik ve savunma paktları ile Libya deniz yetki anlaşması, Türkiye'nin geleneksel NATO sınırlarına sıkışıp kalan bir pasif üs olmaktan çıkıp, kendi jeopolitik kuşağını Kuzey Afrika'dan Orta Doğu ve Güney Asya'ya kadar inşa eden bağımsız bir güç merkezine dönüşmesinin en net göstergesidir. Bunlar anlık refleksler değildir.
Tarihsel etki alanını yeniden tesis etme sürecidir. Suriye ise Ankara'nın bölgesel bir güç olma yolundaki "İlk durağı" ve "En kritik test sahası" konumundadır. Türkiye'nin Suriye'deki askeri varlığı ve sahadaki doğrudan müdahaleleri, güneyden gelebilecek jeopolitik riskleri kaynağında kurutma hamlesidir. Suriye'deki yeni siyasi ve askeri denklemin şekillenmesinde Türkiye'nin askerî gücü ve istihbarat kapasitesi ile Körfez'in finansal gücünün ortak bir akılla harmanlanmasına tanık oluyoruz.
Ankara, askeri ve stratejik aklını koyarak, Doğu Akdeniz ve Ortadoğu'da kalıcı bir nüfuz alanı kuruyor. Türkiye'nin Somali'deki varlığı ise geleneksel sınırların ötesine geçme lüksünün ve küresel bir deniz-etki gücü olma iddiasının Afrika kıtasındaki en somut ispatıdır. Somali, stratejik olarak Babülmendep Boğazı'na, Kızıldeniz'e ve Hint Okyanusu'na açılan küresel ticaret yollarının kalbinde yer alır.

10