Türkiye'nin Avrupa'da ağırlığını daha fazla koyacağı günler artık uzak değil. Başkan Erdoğan önceki gün, "Artık önceliğimiz Avrupa Birliği değil ama AB'ye sürekli söylüyoruz, kaybeden siz olursunuz, Türkiye olmaz" şeklindeki sözleri de basit bir cümleden ibaret değil.
Derin anlamları olup her geçen gün Avrupa'yı daha da Türkiye'ye mahkûm eden günleri en iyi anlatan sözlerden biri. Bizim dünyadan bihaber muhalefet liderimiz Özgür Özel Bey'imiz yine Türkiye'yi bir başka Avrupa ülkesi İtalya'ya şikâyet etmiş. Haydi gelin Türkiye'ye mahkûm olanlardan medet umanları da aydınlatalım.
Son yıllarda burada sürekli Türkiye'nin dış politikada geldiği noktayı, dünyada artan nüfuzu ve yumuşak gücünü, oyun kuruculuğunu, müthiş diplomasi ataklarını, muazzam ekonomik, askerî anlaşmalarını, enerji hamlelerini dile getirerek "Avrupa artık Türkiye'ye mahkûm" diyoruz.
Batı dışında kalan ülkelerde ABD ve Avrupa'ya olan kin ve öfke her geçen gün artıyor. Bunun üzerine bir de soykırımcı İsrail'in çocuk katliamlarına ortak olmaları bardağı taşırdı. Artık Batı dışındaki ülkelerde kimliklerini açıklamaya korkarak gezen bir ABD ve Avrupa var. Buna karşılık Türk pasaportu her yerde saygı görüyor, sevgi ve saygıyla karşılanıyor. Masalarda yer bile bulamayan, kovulan Avrupa, her geçen gün daha da yalnızlaşıyor.
ABD derin devleti ve askerler geçmişte Türkiye'ye karşı atılan yanlış adımların nelere mal olacağını gördü. Onların iktidara taşıdığı Trump'ın bile "Türkiye çok büyük ve önemli bir ülke. NATO'nun çok güçlü bir üyesi. Muazzam bir orduları var ve stratejik olarak dünyanın en kritik noktalarından birinde yer alıyorlar." şeklindeki sözleri kendine ait değil. Derin yapının önüne koyduğu metni okuyor Trump. Çünkü ABD çıkarları da Türkiye ile uğraşmayı değil, birlikte ortak hareket etmeyi gerektirecek kadar hayati önem taşıyor. Washington'un kafasına bu gerçeğin adeta "dank" ettiği günleri yaşıyoruz. Artık onlar da Türkiye'ye mahkûm olduklarını bilenler denizinde yüzüyor.
Gelelim Avrupa'ya. Türkiye'nin henüz oyun kurucu olmadığı dönemde bile Fransa'da Cumhurbaşkanlığı yapan François Hollande, "Bizim Türkiye'ye ihtiyacımız var. Diyaloğu ve iş birliğini her zaman teşvik etmeliyiz" diyordu.
Almanya'da bir dönem Cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturan Christian Wulff ise "Dünyanın Türkiye'ye ihtiyacı, Türkiye'nin dünyaya ihtiyacından daha fazla. Türklerle el sıkışıyoruz, Türkiye'nin jeopolitik ve stratejik avantajları ortada" diye haykırıyordu.
NATO eski Genel Sekreteri Stoltenberg çıtayı daha da yükseltti. "Türkiye asla sıradan bir müttefik değil. Asla vazgeçilmez ve ihtiyacımız olan ülke" dedi. Yine aynı görevi yapan eski Hollanda Başbakanı Mark Rutte de Türkiye'nin NATO kalkanı ve bölgesel istikrar açısından ittifak için kilit ve vazgeçilmez bir aktör olduğunu tüm dünyaya ilan etti.
2019'da AB Dış İlişkiler Yüksek Temsilcisi olarak göreve başlayan Josep Borrell ise "AB'nin Türkiye ile kararlı ve stratejik bir ortaklığa ihtiyacı var" çağrısı yaptığında dünya bu kadar krizde değildi. Ne Ukrayna-İran ne de ABD-İsrail-İran savaşı vardı. Şimdi Rusya tarafından işgal korkusu yaşayan ve ABD tarafından

5