Dünya, Soğuk Savaş sonrası oluşan tek kutuplu düzenin sonuna tanıklık ediyor. Ukrayna savaşı, Orta Doğu'daki çatışmalar, Tayvan Boğazı çevresindeki gerilimler, enerji krizleri, yapay zekâ rekabeti, kritik madenler üzerindeki mücadele ve küresel ticaretin parçalanması; uluslararası sistemin yeniden şekillendiğini gösteriyor. Yeni bir güç dağılımının sancılarını yaşıyoruz. Uluslararası sistem hiçbir zaman kalıcı değildir. Dengeler sürekli değişir ve yeni ittifaklar oluşur. Dünya şu an aynı anda birden fazla güç merkezinin rekabet ettiği daha karmaşık bir döneme gidiyor.
Bu denklemde Avrupa'nın en büyük sorunu askerî zayıflık olsa da ondan daha öte demografiktir. Avrupa; hızla yaşlanıyor, doğurganlığı düşüyor, üretim kapasitesi azalıyor, enerji açısından dışa bağımlı kalıyor. Rusya- Ukrayna savaşı AB'nin güvenlik mimarisini kökten değiştirdi.
Yalnızca ekonomik birlik olmaktan çıkıp güvenlik ve savunma kapasitesi paniği yaşayan bir yapıya dönüşüyor. Lider Almanya'nın sanayi modeli enerji maliyetleri nedeniyle baskı altında. Fransa siyasî kutuplaşma yaşıyor. Afrika'daki sömürge gücünü kaybediyor.
Güney Avrupa yüksek borç yükü taşıyor. Doğu Avrupa güvenlik kaygılarını ön plana çıkarıyor. Avrupa'yı yakın gelecekte büyük sancılar bekliyor.
İki okyanus tarafından korunması, enerji bağımsızlığı, tarım kapasitesi, geniş iç pazarı, teknoloji liderliği, ABD'nin küresel liderliğini sürdürüyor.
Bununla birlikte ABD artık dünyanın polisi rolünü eskisi kadar tek başına üstlenmek istemiyor. Müttefiklerini daha fazla sorumluluk almaya zorlayan, Çin'i çevreleyen, deniz ticaret yollarını tekeline alan, yüksek teknolojiyi stratejik silah olarak kullanan bir strateji izliyor. Doların rezerv para konumu ve sermaye piyasalarının derinliği önemli avantajlar sağlıyor.
Ancak doların tahtı da yeni dönemde sarsılıyor ve her geçen gün geriye gidiyor. Asya, dünyanın ekonomik ağırlık merkezine dönüşüyor. Ancak yaşlanan nüfusuyla Çin'in büyümeye devam edecek olsa bile geçmişteki çift haneli oranlarını sürdürmesi zor görünüyor. Hindistan; genç nüfusu ile önümüzdeki otuz yılda kendine yer arıyor. Bu da dünyanın en büyük nüfusuna sahip Çin ve Hindistan'ı önümüzdeki dönemde büyük bir savaşı yaşama riskine taşıyor.
Rusya'nın temel güvenlik stratejisi sınırlarını mümkün olduğunca batıya doğru genişletmek veya tampon bölgeler oluşturmak. Demografik ve ekonomik açıdan zorluklar yaşasa da askerî kapasitesini dış politika aracı olarak kullanmaya devam ediyor. Orta Doğu yine küresel rekabetin merkezlerinden biri olacak. Enerji kaynakları önemini korurken artık; hidrojen, kritik mineraller, deniz ticaret yolları, insansız sistemler, füze teknolojileri de bölgesel güç rekabetinin ana başlıkları hâline geliyor.
Afrika, uzun vadede dünyanın en önemli büyüme alanlarından biri olabilir. Bugün birçok ülke; siyasi istikrarsızlık, altyapı eksikliği, borç yükü, güvenlik sorunları ile mücadele ediyor. Ancak aynı zamanda Afrika; dünyanın en genç nüfusuna, en büyük kritik maden rezervlerine, hızla büyüyen şehirlerine, büyük tarım potansiyeline sahip. Önümüzdeki otuz yılda küresel güçlerin Afrika üzerindeki rekabeti tavan yapacak. Vekâlet savaşları, siber saldırılar, ekonomik yaptırımlar, teknoloji ambargoları, uzay ve bilgi alanındaki rekabet öne çıkacak.

36