Siz bilinçaltınızı bilince dönüştürene kadar, o sizin hayatınızı yönlendirecek ve siz ona kader diyeceksiniz."
Carl Gustav Jung'un sözü, insanın kaderle ilişkisini başka bir yere taşır. Kader, başımıza gelenlerden ibaret değildir; farkına varmadan yöneldiğimiz, adını koyamadığımız bir akıştır.
İnsanoğlunun önünde iki yol uzanır: Biri kendi tercihleri, diğeri maruz kaldıkları. Hangisi daha belirleyici
Bu soru hiç eskimez. Hayat, belki de bu iki hattın sürekli birbirine karıştığı uzun bir yürüyüştür.
Bir genç düşünelim. Üniversite sınavında derece yapmış, büyük bir şehre gelmiş, iyi bir okulda okumuş.
Sorulduğunda gayet makul cevaplar verir: "Çalıştım, istedim, tercih ettim. Şehri sevdim, imkânlarını gördüm, yolumu çizdim."
Söyledikleri doğru, itiraz edilecek bir tarafı yoktur. Ama zaman geçer. On yıl, yirmi yıl… Zaman, hatıraları yeniden düzenler. İnsan hikâyesini yeniden okur. Aynı soruya geriye dönerek cevap verir; cevaplar değişir. Bu defa başka şeyler söylenir: "Kalmalıymışım. Burada olmam gerekiyormuş. Hayat beni buraya çağırıyormuş. Nasibimmiş."
İnsan fark eder: Tercihi sandığı şeyler, aslında yoluna çıkarılmıştır. O yalnızca yürümüştür. Kapılar açılmış, bazıları kapanmıştır. Seçtiğini sanmıştır; oysa seçilmiştir.
İnsan her şeyi seçemez. Nerede doğacağını, hangi aileye düşeceğini, hangi rüzgârın önüne çıkacağını bilemez.
Hayat, bize sorulmadan yatağını değiştiren bir nehir gibidir; insan bu akışa maruz kalır.

16