Kimlik meselesi ve ona bağlı sorunlar, Müslümanların yaşadığı bütün coğrafyalarda dikkat çekici bir benzerlik gösterir. Cezayir'de olan Suriye'de, Suriye'de olan diğer İslam coğrafyalarında ve Türkiye'de de benzer biçimlerde görülmektedir.
Müslümanlar, maruz kaldıkları hayat tarzı karşısında çoğu zaman savunmasız, yılgın ve içten içe büyüyen bir öfkeyle yaşamaktadır.
Bu hayat tarzı, hakikatin üzerini örtmektedir.
"Kimlik meselesi" dediğimiz, aslında hakikatin örtülmüş hâlidir.
Neden kimlik, Müslümanların yaşadığı her yerde bir mesele hâline geliyor Neden Müslümanlar kuşkulu, endişeli ve zihinsel bir karmaşa içindedirler
Bu hâl, kendimizi kavrayış biçimimizle ve geçmişi yanlış okuyuşumuzla doğrudan ilişkilidir. Kendimizi nasıl tanımladığımız, Müslümanlık tasavvurumuzu belirler. Geçmişi yanlış okumak ise geleceği kuracak hafızayı zedeler.
Kimlik meselesi, bugünü aşan ve tarih şuuruna uzanan bir varlık meselesidir.
Türkiye'deki kimlik meselesi, diğer Müslüman coğrafyalardan ayrışan ve onları aşan bir derinliğe sahiptir. Türkiye, modernlikle doğrudan karşılaşmış, buna rağmen kendi varoluşunu sürdürebilmiş ve dikkat çekici bir tarihî devamlılık çizgisi koruyabilmiştir.
Bu tecrübe, asırlar boyunca biriken tarihî hafızanın neticesidir. Bu toprakların insanı, uzun tarihî yürüyüşünde başka milletlerin boyunduruğu altında yaşamamıştır. Selçuklu'dan Beyliklere, Osmanlı'dan Türkiye Cumhuriyeti'ne uzanan tarihî tecrübe, bu hafızayı kökleştirmiştir.
Bu tarihî birikim, Türkiye'de yaşananları yerel bir hadise olmaktan çıkarır. Onları İslam coğrafyasının ortak hafızasıyla irtibatlı daha geniş bir kader tasavvurunun parçası hâline getirir.
Kimliğimizi tarihî misyonumuzla yeniden irtibatlandırmak, yapay meselelerin ötesine geçmenin ve dünya Müslümanlarına sahici bir gelecek tasavvuru sunmanın en güçlü imkânıdır.
TARİHÎ KIRILMALAR VE HESABI GÖRÜLECEK TÜRK
Türkiye'de meselelerin asıl ekseni kimliktir. Önümüze "mesele" olarak konulan birçok sorunun arkasında bu temel kırılma vardır. Kimlik meselesi, yüzyıllarca süren yenilgilerin ardından derinleşmiştir.
Batı cephesine, Hristiyan dünyaya yönelik gazâ anlayışıyla yürütülen seferler zaman içinde kesintiye uğradı. Gazâ için çıkılan seferler uzun süre zaferle neticelendi. Ardından gelen yenilgiler ise seferlerin dayandığı din tasavvurunu ve dünyaya bakışı etkiledi. Din, bir zamanlar "başarının" kaynağı olarak görülürken, zamanla bazı zihinlerde "geri kalmışlığın" sebebi olarak yorumlanmaya başlandı. Asırlarca süren Batı'ya ilerleyiş durdu, ardından geri çekilme başladı.
Akdeniz'de 1571 yılında yaşanan İnebahtı (Lepanto) Deniz Savaşı, Osmanlı ilerleyişinin tarihî seyrinde ilk büyük kırılmayı işaret eder. Büyük bir Osmanlı donanması yok olmuş, o vakte kadar "durdurulamaz" diye kabul edilen Türk gücü ilk kez bir savaşta ciddi bir darbe almıştır.

35