Enver Paşa'nın çizmeleri

Enver Paşa ismi, benim için geçmişte kalmış bir tarih bilgisi değildir; uzun zamandır süren bir fikrî ve duygusal yolculuğun adıdır. Ona karşı derin bir muhabbet duyuyorum. Hakkında bir hayli okuma yaptım ve bu sevgimi, İttihatçılar ve özellikle onun üzerine yoğunlaşarak sürdürdüm. Enver üzerine bu yolculuk, beni sonunda onu anlatan bir kitap hazırlamaya götürdü.

Sadece güzel hayaller kuran değil, Türk milletine hayaller kurabileceği bir vatanın varlığını gösteren bir adamı, bir şehidi yazmak istiyordum.

O duygularla, o hassasiyetle yola koyuldum. Omuzladığım sorumluluk ağırdı. Temiz bir Türk'ü yazıyordum; temiz bir Türk, temiz bir Türkçeyle anlatılmalıydı. Amacım Enver Paşa'yı savunmak değil, onun hikâyesine ve hayatına girecek bir eser ortaya koymaktı. Yanlış bilgiye yer olmamalıydı.

Bu niyetimi ve elimdeki çalışmayı kıymetli ilim adamı, sevgili Fethi Gedikli'ye anlattım.

Endonezya'da olduğunu, jüri işi biter bitmez kitabı okuyacağını söyledi. Okudu, sevdi; sağ olsun, beni de cesaretlendirdi. Yazışmalar sırasında Bakü'de yayımlanan "Enver Paşa'nın Çizmeleri" isimli bir gazete yazısından da bahsetti.

"Enver'in Rüyası"nın peşine düşmüştüm madem, o isimle anılan bir yazının peşine düşmek de kaçınılmazdı. Uzun yazışmalar ve çabalar sonunda dostum Ali Odabaş, kendi ilişki ağıyla yazıyı buldu. Allah'ın güzel bir nasibi. İyi ki peşine düşmüşüm; Enver Paşa'yı öyle anlatan, öyle tasvir eden bir cümleye daha önce hiç rastlamamıştım.

"Anlatılmaz, yaşanır" tenhalığında ve güzelliğinde bir cümle.

Kâmil Veli Nerimanoğlu'nun sözlerini yazının sonuna sakladım.

Nerimanoğlu'nun Enver Paşa'nın çizmelerinin peşine düşmesi de başlı başına dokunaklıdır.