Terminatör Sinner, Wimbledon'ı yine kazandı ve üst üste ikinci kez bu büyük şampiyonluğa ulaşarak beşinci Grand Slam turnuasını aktifine yazdırdı! Alman Alexander Zverev ise bir büyük finali daha kaybederek yine ciddi bir hayal kırıklığı yaşadı. Ama Haziran ayında Paris'te Roland Garros'ta ilk büyük şampiyonluğunu nihayet 29 yaşında kazanmış olduğu için, Londra'da kaybettiği bu maç, onu limitte kazanamadığı diğer dev finaller gibi canını acıtmadı.
İtalyan şampiyon maçı dört sette 6/7, 7/6, 6/3, 6/4 kazanırken, son topta o bitirici forehandini paralel 90'a yerleştirip maçı tamamladığı anda kendini yere atmasına bile şaşırdım. Hatta Sinner'in kazandığı önemli puanlardan sonra yumruğunu sıkıp kendi locasına dönerek bakmasını bile yadırgıyorum. ünkü inanın, kendisini insan gibi görmeye alışamıyorum. "Kazandığı 4.8 milyon dolarlık ödülle ne yapacak ki Kendini tane çiplerle mi donatacak" Onu bile merak ediyorum.
Bundan 45-50 yıl önce İsveçli şampiyon Björn Borg, Paris ve Londra'da, baharın yazla buluştuğu aylarda üst üste en büyük şampiyonluklarını kazanırken onun lakabı da "Iceborg"du. Ama o bile insanların gözünde, çok soğuk ve sakin, İskandinav buzullarının prensi havasını yansıtan bir insandı sonuçta! Sinner'i izlerken ise adeta maçın sonunda konuşma yaparken insana benzeme rolünü çok iyi başarmış bir robot ya da bir cyborg görüyorum. Toplara vuruş hızı, vuruşlarının hızı, acısı ve kritik puanları oynama yeteneği bizim insanlar dünyasına ait değil!
Size sansür yapmadan düşündüğümü söyleyeyim: Ben kaliteli ve heyecanlı maçı seyrederken "insanı" tuttum! Yani Zverev'i... O; arzuları, hedefleri, zaafları, mükemmel vuruşları ve özellikle psikolojik gedikleri olan bir insan... Üstelik bir şeker hastası olarak, milyonlarca gence de onun varlığı umut saçıyor! Diğeri ise, özellikle kendi servisinde puan kaybettiği zaman seyredenlerin şaşırdığı başka bir tür, başka bir ırk ya da başka bir "şey"! Sinner, sahada olağandışı bir makine! Yanlış anlamayın; kendisine tabii ki büyük hayranlığım var. Özellikle bir insan olarak nasıl üretildiğini merak ediyorum(!)
İşin bir de başka yönü var. Bu karşılaşma sözde bir İtalyan ile bir Alman arasında oynandı. Hâlbuki ben ne Sinner'i İtalyan olarak görebiliyorum ne de Zverev'i Alman olarak...
Birincisinin fiziği, adı, tipi, annesi ve babasının isimleri (Hilde ve Johann), doğup büyüdüğü yer (Güney Tirol Bölgesi'nde, Avusturya ve Almanya sınırına yakın San Candido), sonuçta tamamen Alman ya da Avusturyalı, hadi çok yanılıyorsak Danimarkalı olduğu hissini taşıyorum! Zverev ise 1997 Hamburg doğumlu. Ama hem annesi hem babası hem de ağabeyi Micha eski profesyonel Rus tenisçiler. Zverev'in de hem adı, hem fiziği hem de onu yetiştiren ailesi doğrudan bize Rusya'yı çağrıştırıyor. Ama neyse, bütün bunları unutalım, "pasaportlar esastır" diyelim ve "İtalyan" ile "Alman" yıldızların maçına dönelim.
Maçtan önce tenis severlerin büyük çoğunluğu, Sinner'in maçı zor da olsa üç ya da dört sette kazanacağını ve en başından itibaren ağırlığını hissettireceğini düşünüyordu. Ancak akışı hiç de öyle yaşanmadı! İlk sette Zverev hiç ödün vermeden bütün servis oyunlarını kazandı ve set 6-6'da tie-break'e uzadı. Zverev, o son oyunda da kendi servisinde tek bir puan bile kaybetmeyerek o oyunu 9-7, seti ise 7/6 kazandı ve büyük sevinç yaşadı. Özellikle servisi ve forehandi sayesinde aldığı güçlü ve hızlı puanlar, eminim rakibini olduğu kadar maçı izleyen milyonları da şaşırttı. ünkü Sinner'e o şekilde direnebilmenin kolay olmadığını anlamak için tenisçi olmaya gerek yoktu. Bu sette yalnızca bir kez, Sinner 4-3 öndeyken Zverev'in servisini kırma puanına ulaştı. Ancak o noktada forehandini dağlara taşlara göndererek bu fırsatı harcadı. Tie-break'te ise bir ara Sinner 7-6 öne geçti ve set topuna ulaştı. Ancak Alman tenisçi, bir ace servisle bu kritik andan çıkmayı bildi. Ardından bir forehand paralel bitirici vuruş ile Zverev seti kapamayı başardı.
Senaryo tam da Zverev'in planladığı gibi başlamıştı. İlk sette mükemmel servis oyunları oynayan Zverev, ikinci sette ace sayısını iki misline çıkararak servis kaybetmemeyi başardı. Bu noktada tie-break'te bu kritik son oyunu tekrar kazanabilmesi, setlerde kendisini 2-0 öne geriletecek ve beş setlik maçları zaten fazla sevmeyen Sinner'i ağır yara almış bir noktaya taşıyacaktı. Ancak Rus ruletinden farksız olan tie-break'e inanılmaz kötü başladı. Kendi yaptığı basit hatalara rakibinin filede aldığı birkaç hızlı puan da eklenince Zverev kendini bir anda 4-0 geride buldu. Sinner o oyunu 7-2 kazandı ve 7/6 ile setlerde durumu 1-1 eşitliğe taşıdı.
İşte o noktada teniste psikolojinin ne kadar önemli olduğunu, bu işi bilenler bir kez daha görmüş oldular. ünkü ilginç bir şekilde ikinci seti kaybetmiş olmanın Alman sporcuyu ne kadar altüst ettiğini tribünlerde ve ekran başında herkes gördü. Özetle; özgüvenini kaybetti, inandığı maç senaryosu rayından çıktı ve kendini tekrar "İşte yine bir finali daha kaybediyorum." hâletiruhiyesine soktu. Hatta üçüncü sette skor 3-3 iken, Sinner'in servisinde, onun yaptığı basit bir backhand hatanın ardından servis kırma puanına ulaşan isim Zverev oldu. Ancak dünya bir numarası, harika bir kısa topla bu büyük krizi atlatabildi ve 4-3 öne geçti. Bir sonraki oyunda Zverev, güzel oyunuyla kendi servisinde 40-15'i buldu. Ancak üst üste dışarı gönderdiği iki backhand, ardından eşitlik puanlarında yaptığı bir çift hata ve yine dışarı yolladığı basit bir forehand'le Sinner avantajı yakaladı. O servis kırma puanı da akılalmaz bir ralli olarak sürerken, Sinner yere düşüp yeniden kalkmasına rağmen bu puanı mucizevi şekilde alabildi ve günün oynanan 34. oyununda nihayet taraflardan biri rakibinin servisini kırmayı başardı. Sinner böylece 5-3 öne geçti. Ardından kendi servis oyununu sıfıra karşı çok rahat kapatarak üçüncü seti 6/3 aldı ve maçta 2-1 öne geçti.
Dördüncü set de 3-3'e kadar tarafların kendi servis oyunlarını oldukça rahat kazanmalarıyla geçti. Zverev, bir sonraki oyunda kendi servisinde 15-40 geriye düştü. Bir ace ve bir voleyle durumunu kurtarıyor gibi görünse de cömertçe dışarı gönderdiği düz vuruşla kendini adeta uçuruma atmış oldu! Sinner böylece maçta ikinci kez Alman rakibinin servisini kırdı ve ardından kendi servisini sıfıra karşı kazanarak dördüncü sette 5-3 öne fırladı. Zverev iki puan kaybetmesine rağmen müthiş servisler çıkararak bir sonraki oyunu aldı ve en azından maçı kendi servisinde teslim etmemiş oldu.
Son oyun ise büyük bir çekişme içinde, harika puanlarla adeta gözlere ziyafet sundu. Voleler, loplar ve kısa toplar birbirini takip etti. Sonunda Sinner, 16. öldürücü forehandiyle maçı kapatarak kendini Londra çimlerine sırtüstü bıraktı!

3