Siyasetimize yaşattıkları depremler yetmiyormuş gibi bir de dün büyük İstanbul depreminin adeta provasını yaşadık. Hepimize geçmiş olsun. Ne kadar acıdır ki yaşanan panik anında İstanbul'un bir numaralı can kurtaranı olması gereken cumhurbaşkanı adayımız cezaevinde.
Sevgili dostum Ekrem İmamoğlu'nun Silivri'de okuduğu kitaplar arasında Nutuk da varmış. Bulunduğu ortamda Mustafa Kemal'in bu muhteşem yapıtından tekrar güç alıyor olmasını son derece tarihi buluyorum. Tabii ki bu bir tesadüf değil, şu anda ben de İmamoğlu ve yüzlerce genç gibi tekrar Nutuk okuyorum, karıştırıyorum, karşılaştırıyorum. Benim elimdeki Nutuk, İBB'nin 2024'te yayımladığı versiyonu. Yazar, tarihçi ve "sütundaşım" Sinan Meydan'ın yayına hazırladığı ve önsözünü kaleme aldığı, birçok başka alıntıyla zenginleştirilmiş 1300 sayfalık tadına doyulmayan bir yayın. Geçen yıl yaptığım dört Atatürk resminden biri, Mustafa Kemal'in 1927'de Parlamento'da Nutuk'u seslendirirken kendisi ve İsmet Paşa'nın göründüğü bir sahne üzerine. Eserin üzerinde şöyle yazıyor: "Hâkimiyet, bila kaydü şart milletindir."
Türkiye Cumhuriyeti'nin vefakâr halkı, Cumhuriyetimizin üzerine kurulu olduğu temel felsefenin tescil kilidi olan 23 Nisan'ı kutladı, egemenliğin kayıtsız şartsız ulusun olduğunu haykırdı. Elinde tüm güçleri kendi bünyesinde toplamak için her şartı fazlasıyla bulunduran bir insanın, Avrupa'daki Franco, Mussolini ve Hitler'in aksine, egemenliği önce halka verip ardından kendi partisine rakip siyasal partiler kurdurma yoluna giden vizyoner ve demokrat bir liderin yaşamı, tabii ki bütün güney yarıküreye ve ezilmiş halklara örnek olacaktı.
SUBİANTO NİYE ŞAŞIRDI VE ÜZÜLDÜEndonezya Cumhurbaşkanı Prabowo Subianto bunları heyecanla dile getirdi. Size üç an aktaracağım. İlk olarak evinde ve makamında Mustafa Kemal'in heykeli olduğunu ve onun sadece Endonezya'da değil küresel güneyde bir vatanseverlik ve cesaret örneği, bir idol olduğunu anlattı, Subianto.
İkinci an, Erdoğan ve Subianto'nun parlamento kapısından çıkışı... Subianto elini uzatıyor, Erdoğan'ın elini kolunu tutmaya çalışıyor ama RTE pek oralı olmadan "Yürüyünüz" anlamında yolu işaret ediyor. Subianto ise şaşkınlıkla bakıyor.
Üçüncü an, Subianto çok geniş bir kapalı alanda konuşma yapıyor. Türkiye ve Endonezya arasında gurur duyduğu her türlü işbirliğini sıraladıktan sonra TBMM'de de biraz fazla uzun seslendiğini hatırlatıp kendisini sabırla dinleyenlere teşekkür ettikten sonra, Türkiye ve tarihine çok hayran olduğunu ve bu toprakların "Osmanlı'nın devamı olduğunu ve bundan da ilham aldıklarını" söylüyor. Erdoğan bu cümleleri hararetle alkışlıyor.
Subianto'nun Atatürk hakkındaki bizlerin gurur duyduğu konuşmasından AKP'liler ne kadar memnun, bilmiyorum. Yanıt için dünkü 23 Nisan yürüyüşüne ve valiliklerin kaymakamlıkların kutlamalara ne kadar olumlu yaklaştıklarına bakabilirler. Bu ülke son 23 yılda, çeşitli ulusal bayramları ve anma günlerini engellemeye, yasaklamaya çalışan veya tesadüfen tam o günlerde soğuk algınlığı geçiren ne devlet erkânı sıfatlılarını gördü değil mi
YOZGAT'TAN ESEN BÜYÜK ANADOLU RÜZGÂRI!Saraçhane'den başlayan o büyük direniş, eskiden AKP'nin kalesi olan İç Anadolu'ya da sirayet etti. Bu dönem demokrasinin direnişi ve savunmayı bırakarak zafer atağına geçişinin tarihi yazıldığında "Yozgatlı Abdullah amca"nın özel bir yeri olacak. Bizler onca söz sarf ederken hiçbirimizin başarmadığı her şeyi özetleyen ve özümseyen o muhteşem cümle, ileride belki en değerli tarih kitaplarının adı olacak: "Turp ilen, şalgam ilen devlet idare edilmez. Devlet adalet ve hukukla idare edilir." Türkiye bugün Abdullah amcayı elinden, alnından, yanağından öpüyor.