İktidarın muhalif belediyelere yönelik yaptığı kayyum çıkartmaları DEM Parti'yi aştı, CHP'ye taştı. Siyasi ortam kasvetli ve ağır.
Öncelikle demokrasi tarihimizin sancılı başlangıcına değinmem gerekecek. Cumhuriyeti kuran ve demokrasiyi getiren parti, CHP. Atatürk çok partili rejime geçmeyi denemiş olsa da yobaz isyanlar nedeniyle bunu başaramadı. Ancak İnönü hem çok partili rejime geçti hem de büyük bir olgunluk ve iradeyle 1950'de iktidarı Demokrat Parti'ye teslim etti. 1950-1960 arasında DP demokrasiyi çökertmek için elinden geleni yaptı. 18 Nisan 1960'ta kendi milletvekillerinden seçtiği Tahkikat Komisyonu'yla CHP'yi kapatmak için soruşturma açtı. Ankara'da üç kişinin yan yana yürümesi yasaklanmıştı, sokak, gazeteler, parlamento ve ana muhalefet partisi abluka altındaydı. Kaçınılmaz şekilde 1960 ihtilali yaşandı. Bu ihtilal bir büyük hata yaptı ve bir de büyük eser bıraktı. Hata, bir başbakan ve iki bakanın asılmasıydı. Bıraktıkları eser ise o muhteşem 1961 Anayasası.
1971 ve 1980 askeri müdahaleleri, 1960 ihtilali ile beraber anılmaya başlandı ve sol cenahta bile "bütün darbelerin yolunu açan 27 Mayıs", en ağır sözlerle eleştirildi. Bu işin uzman analiz tarihçileri dışındakiler esas darbenin 18 Nisan 1960 olduğunu göremediler. 28 Şubat "sözde" postmodern darbe içinse CHP'li siyasetçiler zamanla AKP dilini kullanmaya başladılar.
2000'lerde, AKP iktidara geldikten sonra, FETÖ sızmaları ordu içinde hızlı bir yapılanmaya gitmeye başladı. Her ne kadar yüksek askeri şûralarda, Genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanları bu sızmaları temizlemek için ellerinden geleni yaptılarsa da yeni başbakan ordunun içinde de güçlenmek için elinden geleni yaptı.
Ergenekon ve Balyoz operasyonu ile TSK'nin Atatürkçü askerleri zindanlara atıldılar. Ta ki 15 Temmuz 2016 günü rezil FETÖ darbesi yüzünü gösterene kadar. Ondan sonra özgürlüklerine kavuştular ama arada geçen 7-8 yılda Türk ordusu, Cumhuriyetin kurucusu olma vasfını taşıyan kişiliğini de bağımsızlığını da kaybetmişti. Özellikle 90'lı yıllar boyunca "2. cumhuriyetçiler" denilen medya kalemşörleri adım adım bu gidişatı hazırlamıştı. Sürekli olarak Atatürk dönemi ve TSK, CHP ile beraber kötülenmiş, laik demokrasi vurgusu yapanlar antidemokrat olmakla suçlanmış ve ılımlı İslam, siyasal İslamla beraber adım adım kutsanmıştı. Bu algı operasyonları hafta sonuna yayılan Abant kamplarında FETÖ çetesinin medya uzantıları tarafından senaryolaştırılıyordu.
BELEDİYE BASKINLARI NASIL YAŞANABİLİYORŞimdi insanlar tek adam rejiminden şikâyetçiler, yargı bağımsızlığının olmadığını ve yarınlarımızın meçhule doğru gittiğini söylüyorlar. Halbuki şaşırmak için bir gerekçeleri yok. Güçler ayrılığı bu ülkede adım adım yok edildi. Birbirini denetleyen kurumlar kalmadı. 1990'larda bu ülkede bütün hukuk kurumları bağımsız güçleri ile ayaktaydı, medya ayrı bağımsız güçlerden oluşuyordu, TSK kendi içinde bağımsız görev yapan hiçbir parti ile alakası olmayan ve anayasayı koruyan bir kurumdu, TBMM, MGK, cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu ayrı ayrı güçlü odaklarıydı ve başbakanın güçleri de limitliydi.
CHP Genel Başkanlığı'nı 14 yıl yapan Kılıçdaroğlu, göreve gelir gelmez, ilk özel röportaj hakkını Radikal gazetesinde 27 Mayıs'ı suçlayarak yaptı, gündeminde DP yoktu. Yakın çalışma arkadaşları arasına Atatürkçü kimlikleri ile tanınan hiç kimseyi almadı. Cumhurbaşkanı adayı olarak "Ekmek için Ekmeleddin" sloganının mucidini seçti. "Türkiye'de laikliğin tehlikede olduğunu düşünmüyorum" dedi. Aynen Erdoğan'ın eski Türkiye'si gibi "eski CHP"den söz etti. Ordu, "vesayet" demekti onlara göre, CHP de tek parti döneminin "Ceberrut Partisi"nden başka bir şey değildi anlaşılan!! Kendisinden önce zaten benzer hatalar yapan

84