Sevgili okurlarım, iki hafta önce İBB İmamoğlu davası hakkında Silivri izlenimlerimi ve genel görüşümü sizlerle paylaşmıştım. Geçen hafta da İmamoğlu'nun tarihi savunmasının ilk iki gününün özetini yayınladım. Bugün ise sıra bu unutulmaz savunmanın 3. ve 4. günlerinin özetinde! Binlerce sayfalık iddianameye yanıt olarak yapılan yüzlerce sayfalık bir savunmayı maalesef herkes okuyamıyor. Silivri'de demokrasi nöbeti tutan İmamoğlu'nun temel fikirlerini her demokratın önyargısız bir şekilde öğrenmesi lazım. Anayasa Mahkemesi ve AİHM kararlarının hiçe sayıldığı ülkemizde, uygulanmayan üst mahkeme kararlarıyla Selahattin Demirtaş'ın on yıl, Osman Kavala'nın da dokuz yıldır cezaevinde olduğu bu üzücü dönemde, İmamoğlu'nun dik duruşu, direnci ve savunması, ülkemizdeki adalet kavramının korunması açısından hayati önem taşıyor. Bizler İmamoğlu'nun geçen haftalardaki tarihi sözlerini burada hatırlarken, kendisi hala Gürgen ve Zeytin gibi gizli tanıkların "duydum", "öyle diyorlar" gibi ifadelerle kendilerini ve iddia sahiplerini nasıl zora düşürdüklerini takip etmeye devam ediyor. Hepimize kolay gelsin! (Bu makalemin daha geniş hali bugünkü cumhuriyet.com/yazarlar bölümünde mevcut)
16 Ekim 2026 tarihli İBB Davası konuşması: 3. Gün
(...) Türkiye'deki hükümet, yargı eliyle ben sizi görevinizden almak için her şeyi yapacağım diyor. Türkiye'deki muhalefet de ben sonuna kadar demokrasi adına, milli irade adına direneceğim diyor. Yani ortada bir yargı saldırısı var, karşısında da milli iradenin büyük bir dayanışması ve direnişi vardır. (...)
(...) Bakın sadece 33 dosyanın, somut 33 dosyanın bedeli 2,5 milyar dolardır. (...) Şimdi delil karartmalara ve kaçırmalara rağmen ben burada dedikoduyu değil somut delili bulduğumuz yolsuzlukların bu tablosunu sizinle paylaşıyorum. (...)
(...) Kamu zararı somut olarak 11,5 milyon dolar. (...) Burada dikkatimi çekmek istediğim şu: Satın alan, aldırılan firma, yalnızca 4 gün sonra 2016'nın parasıyla tam 81 milyon lira kâr ediyor. O günün güncel kuruyla 27 milyon dolar... (...) Yani bir firma araziyi alıyor, sadece 4 gün sonra neredeyse 3 katına araziyi satıyor. Ve kime satıyor İBB'ye. (...)
(...) 2017 yılında satın alınan yerlerin 2021 tarihinde değerlemesi de yaptırılıyor. Yani müfettişlerimiz bunu tespit ettiğinde, değerleme neticesinde İBB tarafından alındığı tarihteki değeriyle güncel piyasa değeri farkının 106 milyon dolar olduğu fark ediliyor. Yani Cumhurbaşkanlığı'nın bilgisi dahilinde, firmanın Fatih Belediyesi'nden 13 milyon dolara satın aldığı taşınmaz, İBB'ye 119 milyon dolara satılmış. Kamu zararı ve vurgunun toplamı 106 milyon dolardan fazla. (...) Yani burayı lunapark arazisi, yeşil alan diye alıyor. Alan kişi buranın imarını Büyükşehir değiştiriyor. (...) Sonra pay alan kişi bunu Büyükşehir'e satıyor. Daha kötüsü ne biliyor musunuz Burası şu anda yine eski imarına dönmüş durumda. (...)
(...) Söz konusu biz olunca yoktan var edilen yolsuzluk suçlaması, ama AK Parti dönemi olunca tamamı somut delillere dayalı yolsuzluk dosyalarının yok olması, buharlaşması, İçişleri Bakanlığının el koyması, efendime söyleyeyim savcılığın kovuşturmaya yer yok demesi, bakanlığın getir bakayım bunları ben inceleyeceğim demesi neye benziyor bu Ahtapotun kolları. (...)
(...) ünkü burada sadece 10 yılın yani 2007-2009'dan sonra 2019 arası geliştirilen projelerde, yapılan imar tadilatlarıyla, yani İstanbul halkına ait olan gökyüzüne sığdırdıkları binalarla, kamu binalarına fonksiyonlarını değiştirerek yaptıkları binalarla ekstra ne elde ettiler Tam 85 milyar dolar. (...) 85 milyar dolar soyulduk ey halkım, soyulduk. (...)
(...) Bizim 7 yılda parsel bazlı imarın geçtiği sayı 69. (...) Yani ya kanunen haksızlığa uğramış bir kişinin hukuken kazandığı bir hakkın meclisteki uygulanmış hali veya kamu lehine yapılmış parsel bazlı değişiklik. (...) Özellikle kalın kalın çiziyorum, imar artışına yönelik müellifi bizim yönetimimiz olan tek bir plan değişikliği ya-pıl-ma-mış-tır. Sıfır. (...)
(...) Sipariş bir bilirkişilik yaşadı bu dosya, sipariş. ünkü ihtiyaç vardı. İtirafçılar birer birer dağıldı. Kendi sözleri hiçbir işe yaramadı. Geriye iddianamenin sığındığı bir duvar var; bilirkişi. (...) Buraya gelen, sonradan gelen, sanık konumunda tutuksuz arkadaşlarım da dahil, önce siparişin kendisi savcılık 10 Nisan 2025 tarihli yazıda bilirkişilerden ne istemiş İhaleler üzerinde yapılan usulsüzlüklerin tespit edilmesi. Yani direkt diyor ki "Usulsüzlük var, onları tespit edin." (...) Usulsüzlük var mı diye sorulmamış. (...) Usulsüzlüğün varlığı baştan kabul ediliyor ve bilirkişiye yalnızca bulmak düşmüş. Bir bilirkişiye neyi bulacağı önceden söylenirse, o artık bilirkişi değil kâtiptir, kâtip! (...)
(...) Bir sanığın MASAK'ın bulabildiği tek para hareketi 810 lira, ama iddianameye nasıl geçmiş 810 bin lira olarak geçmiş. Ve bir olgu: Reklam ihaleleriyle ilgili raporu yazan bilirkişi, sonra meclis çoğunluğunun oylarıyla Sayıştay üyeliğine seçildi biliyor musunuz (...) Kimse itham edilmiyor. İki olgu yan yana konuluyor, gerisini millet okusun. (...)
(...) Ankara 2 No'lu Baro Başkanı ne demiş Bakanlık bize ayrıcalık tanıdı, iki sene içerisinde 70 tane baro üyesi arkadaşımızı hakim savcı yaptık dedi. (...) Vallahi billahi benim bildiğim, baro başkanımız burada, baroların böyle bir ayrıcalık hakkı yok. (...)
(...) Ya benim hakimi sürülmemiş davam yok, hakimi değişmemiş davam yok. (...) Ve bu mahkeme de benim için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Bu dava için kurulmuş bir mahkemeye dönüştü. Buna göre atamalar yapıldı. O bakımdan bu ülkede benim hakkımda verilecek bir karar, kariyerlerini belirliyor. (...) Geçin Ekrem İmamoğlu'nu, bu ülkeye yazık, bu ülkenin yargısına yazık. (...)
(...) Savunma hakkı müdahalesi bu salonda başlamadı. 19 Haziran 2025'te başladı, Mehmet Pehlivan'ın tutuklandığı gün. Suçu ne İddianamede yazıyor: Avukatlık mesleğini bir zırh gibi kullanmak! (...) Kardeşim, benim avukatım, Ekrem İmamoğlu'nun avukatı. (...)
(...) Ya benim avukatlarımın isimleri ifşa edildi, şu dakikada şu girdi, bu dakikada bu girdi, Ekrem İmamoğlu'nu ziyaret edenler ifşa edildi. (...) "Neden İmamoğlu'nu bu kadar sık ziyaret ediyorsun" diye soruldu, avukatlarımın avukatlarına bile operasyon yapıldı. (...)
(...) Sayın bakan ne diyor Beyan yok diyor. Beyanla bir işi bile içeride tutuyorsanız hemen bırakırız dedi, bir sene geçti üstünden, herkes beyanla içeride. (...)
(...) Bu salonda birçok cümle duyuldu, bir sanık kürsüye çıkıyor, beni hiç görmediğini söylüyor, benden talimat almadığını söylüyor, bildiğinin duyum olduğunu söylüyor, sonra ekliyor, ben bunu savcılıkta da söyledim. Ama o cümleler ifadede yok. (...) Bir sanık şöyle dedi, "yazılsın istenilmişti ama maalesef yazılmadı." (...) Bir itirafçının savcılık ifadesi yaklaşık 14 saat sürmüş, tutanakta soru yok, soru. (...) Yalnızca cevap. Hangi cümle önce soruda kuruldu, sonra cevaba geçirildi bilmiyorum. Bir başka ifade akşam 7:30'da başlamış, ertesi sabah 11:00'e doğru bitmiş, gece boyunca 15 saate aşan bir sorgu. Bir başka ifade avukatsız alınmış, sonrakiler için itirafçının kendi sözü etkin pişmanlığa uyarlanarak yapılan şeyler. İki ayrı itirafçı iki ayrı tarihte ifade vermiş, bir sanık ikisini yan yana koydu. (...) Noktasına virgülüne kadar aynı beyanı vermişler. İki ayrı insan, iki ayrı gün, virgülüne kadar aynı cümle, o cümleyi kim kurdu (...)
(...) Bu dosyanın en yanlış, en ağır, en acımasız uygulaması tutuklamalardır. (...) Her işlem geri alınabilir, düzeltilebilir, telafi edilebilir ama tutuklamalar telafi edilmez. Burada tutuklu geçirilen hiçbir gün telafi edilemez. (...) Bir babanın kaçırdığı bayramı hiç kimse geri veremez. Bir annenin çocuğuna sarılamadığı geceyi hiç kimse geri veremez. (...) Tutuksuz yargılama esastır. Tutuklu yargılama istisnadır. (...) Hele seçilmişler ve ekipleri söz konusuysa bu eşik çok daha yüksek tutulmalıdır. (...)
(...) Ve burada yazıyor: 336 kişi tutuklandı. 90.000 gün hapis yattık bir buçuk iki senede, 90.000 gün! 250 yıl hapis yattık! (...)
(...) Bu dosyanın hiçbir durağında belge yok. Manşet var, şablon var, duyum var, siparişle yazılmış bir iftiraname var. Belge bizde, cümle onlarda. Hükmümü söylüyorum: Bu dosyada suç yok. (...)
(...) İşte İBB'de paranın yolu artık dümdüz. Paranın yönü dosdoğru bir çizgi halinde para milletten geliyor, doğrudan millete gidiyor. (...) Kutsal olan devlettir, millettir. Yönümüz budur. İşte bizden öncekiler gibi yapsaydık, milletin parasını ulaştırmadan önce birtakım rant odaklarına dolaştırsaydık bunlar olmazdı. Bu kadar icraat, hizmet yatırım yapmazdık. (...)
(...) Bir de bunlar da değil, hatırlayın "silkeleyin" demedin mi "Para kaynağını kesin" demedi mi Birebir söyledi. (...) Ne zaman 2024'ten sonra. Niçin yaptı ünkü koltuğu tehlikede gördü. (...) Benim görev yaptığım İstanbul Büyükşehir Belediyesi koltuğu benim değil ya. Ceketini alıp evine gideceksin seçim bittiğinde. (...) Orası milletin. (...)
(...) 2019 Haziran'ında iş başına geldiğimizde devasa bir borç yükü ve bomboş kasa devraldık, dün söyledim. Bizden önceki yönetim İller Bankası'ndan, kamu bankalarından çatır çatır paraları kullanırken biz 7 yıldır sıfır, bakın 1 lira diyemiyorum size, sıfır lira kullanabildik. Bakın, haczedilemez hesabımızdaki paraların haczedilmesine onay veren kamu bankalarının uygulamalarını yaşadık. (...)
(...) Açık ve net söylüyorum; kumpasın sebebi, İBB'de yolsuzluk yapılması değil, 2019'dan beri İBB'de yolsuzluk yapılmamasıdır. Kamunun malının peşkeş çekilmemesidir. Az önce gördüğünüz gibi siyasi yandaşların, kamunun alacağı bir gayrimenkule aracılık yapıp on milyonlarca doları götürmemesidir. Milletin hakkı üzerinden elde ettiği rantı kesilenler, görevi devraldığımız tarihten itibaren sayısız suçlama, medya karalaması, idari soruşturma ile millete hizmetimizi engellemeye çalıştılar. (...)
(...) Mülkiyet hakkının keyfi şekilde ihlal edildiği bir ülkeye, maalesef yatırım gelmez Sayın Başkan, Sayın Heyet. Kimse yatırım yapmaz, yatırım olmayınca işsizlik artar. (...) Enflasyon düşmez, çünkü güven olmaz orada, güvenmez kimse. Güven ekonominin tek patronudur. Mülkiyet hakkına saldırı ekonomide güveni sıfırlar, ekonomiye ölümcül darbeyi vurur. (...)
(...) Hukuk olmadan olmaz Sayın Başkan, olmaz. (...) Siz taşırsanız millet ihya olur, siz taşımazsanız millet yükü alır, söyleyeyim. (...)
(...) Bu yolculukta asla yılmayacağım. (...) Tek tek bir cümleyle özetlemek gerekirse bu hayal, Cumhuriyetimizi istisnasız herkesin cumhuriyeti haline getirmektir. Bu dava, bu ülke benim diyen bir kötü aklın, bu ülke hepimizin diyen 87 milyonun sağ duyusuna karşı açtığı bir davadır. Ben, elbette biliyorum ki kötülük kaybedecek, iyilik ve sağ duyu galip gelecek. Bu inanç ve kararlılıkla Türkiye hayalimizi gerçekleştirmek için çalışıyoruz(...)
Ekrem İmamoğlu'nun 17 Ekim 2026 tarihli İBB Davası konuşması: 4. Gün
(...) Bugün bu iftiraname; her kelimesiyle, her harfiyle siyasidir. Ve bunu aziz milletimize ve benim canım yurttaşlarıma, doğusuna, batısına, güneyine, kuzeyine, AK Partilisine, MHP'lisine, DEM'lisine, İYİ Partilisine, YENİ Partilisine, bütün partilere, bütün siyasi görüşe sahip insanlarına, Alevi'sine, Sünni'sine, Kürt'üne, Türk'üne, Laz'ına, erkes'ine ilan ediyorum: Bu bir siyasi davadır. Türkiye'de son 2 yılda yapılan her iş muhalefet aleyhine, gazetecilere, sivil toplum kuruluşlarına, sendikalara, iş insanlarına, her yapılan operasyon siyasidir. (...)
(...) Buradan uyarıyorum. Eyyy Sayın Cumhurbaşkanı; bu kalleş düzen, bu kurulu, pusu düzeni, pusu sisteminden kendini de koru. (...) Bu kalleş düzenden, bu yürütülen iş ve işlemlerden, akşamdan sabaha, sabahtan akşama Türkiye'yi yöneten bir insanın bunlardan haberi olmayacağını, buna vakit bile ayırmayacağını bilerek, bu kalleşlikten sen dahi kendini koru. (...)
(...) Ya sen ne büyüksün Mehmet Akif ya. Sen neyi gördün de İstiklal Marşı'nı "korkma" diye başlattın. (...) Korkma demiş bize. (...) 87 milyon insan da bunu diyecek benim için yazmış korkma. Sen kimsin de senden korkacağım ya. (...)
(...) Ben bütün bu kötülüklere razı değilim. ünkü ben bu ülkeyi tanıyorum. Bu milletin neler yapabileceğini biliyorum. (...) Türkiye'nin en iyi haline ulaşacağını ben biliyorum. İnancım onun için yüksek. Onun için 12 metrekareden korkmadan sesimi yükseltiyorum. Onun için 12 metrekare bana Türkiye Cumhuriyeti'nin 786 bin kilometrekaresi gibi geliyor. Onun için birilerine saray 12 metrekareden bile küçük geliyor. (...)
(...) Güçlü devlet, yurt dışından ithal ettiğin tanesi 1 milyon dolarlık, 2 milyon dolarlık makam arabalarını arka arkaya dizip, çakarlarını yakarak güçlü devlet olmaz. (...) Güçlü devlet tümüyle fakirleşmiş, yoksullaşmış bir ortamda Sümerbank'ı kurmaktır, Etibank'ı kurmaktır, şeker fabrikalarını kurmaktır 100 yıl önce. Şimdi başka bir şeyini, başka bir formunu, başka bir cumhuriyetin formunu bu ülkeye kazandırmak zorundayız, demokrasiyle güçlü. (...)

11