İmamoğlu'nun savunma hakkı ve Bay Kemal duruşu

Hangi dönemde olursa olsun, gözaltındaki veya tutuklu her insanın savunma hakkı kutsaldır. Tarihi gözden geçirirseniz bu sahneleri hep görürsünüz, hem de en kritik davalarda. Ekrem İmamoğlu, başından beri savunma hakkının kendisine bir türlü verilmediği bir ortamda boğuşuyor. 43 gün önceki oturumda yeterli şartlar oluşmadığı için savunma yapmayınca, bunu "İmamoğlu susma hakkını kullandı" şeklinde değerlendiren mahkeme, evvelsi gün yine İmamoğlu'na savunma sırası vermedi ve "uygun yerde, makul bir süre içinde" bu talebin kullanılabileceğini söyledi. Merak ediyorum... İnsanlığa karşı işlenen suçlarla yargılanan Nazi Komutan Hermann Göring'in savunmasını 9 oturuma yaydığı; Apartheid rejiminin Nelson Mandela'yı üç-dört saat dinlediği; Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın yargılandıkları 12 Mart mahkemelerinde davanın üç aydan daha uzun sürmüş olduğu bir hukuk tarihinde, 142 ayrı eylemden ve 2352 yıla kadar hapis talebiyle yargılanan Ekrem İmamoğlu'na savunmasını aktarabilmesi için ne kadar süre tanınacak Adaletin büyüklüğü, suçlanan kişinin kim olduğuyla değil, her kim olursa olsun ona tanınan eşit savunma hakkıyla ölçülür. Savunma hakkı, sanığa mahkemenin duymak istediğini söylemesi demek değildir, mahkemenin duymak istemediğini de söyleme hakkıdır. Mandela'nın meşhur "Ben ölmeye hazırım" başlıklı savunmasını da burada hatırlayabiliriz. Apartheid rejiminin mahkemesi dahi, rejimin en büyük siyasi düşmanının mahkeme salonunu Apartheid'e karşı tarihsel bir iddianameye dönüştürmesine izin vermişti. Gezmiş ve arkadaşlarının en kapsamlı siyasi ve hukuki savunmaları mahkeme kayıtlarına geçmiş; hatta karşı bir iddianame düzenler gibi, A'dan Z'ye kapitalizm, faşizm ve emperyalizm tarihi üzerinden bütün düşüncelerini aktarmışlardı. Tarihten eklenebilecek çok örnek var. Gandhi'nin 1922 savunmasına, Dreyfus davasına ve Sokrates'in MÖ 399'daki savunmasına kadar gidebiliriz. Ama umarım bu kadarına gerek kalmaz ve Silivri Mahkemesi," demokrasiyle yönetildiği" kabul edilen bir ülkede, Ekrem İmamoğlu'na gerektiği gibi savunma hakkını verir. Yine Gandhi'nin şu sözünü içinde yaşadığımız ortamda hatırlamakta fayda var: "Sevgi kanunla üretilemez, kanunla düzenlenemez." İşte bugün Türkiye'nin en çok ihtiyacı olan kilit sözler bunlar!

AKP İŞBİRLİKİSİ BAY KEMAL TAM GAZ ALIŞIYOR!

Kılıçdaroğlu'nu, İmamoğlu'nun savunma haklarını yüksek sesle korurken tabii ki göremiyoruz! Aylardır burada açık açık yazıyorum. Bay Kemal'in Truva atı olma dönemi iki yıldır açıkça son buldu, net bir şekilde AKP ile kol kola çalışıyor. YSK konusunda AKP ile girdiği iş birliğinin ötesinde, Etimesgut Belediyesi ve Menderes Belediyesi'nde Cumhur İttifakı ile aynı saflarda yer alarak YENİ PARTİ adayının kaybetmesini sağlarken duyduğu mutluluğa bakarak bunu görebilirsiniz! Bay Kemal'in butlan CHP'si sayesinde Etimesgut'ta CHP'li Seda Dilber AKP desteğiyle, Menderes'te ise AKP'li Asuman Şen CHP desteğiyle YENİ PARTİ adayına karşı kazandılar. Butlan CHP'sinin Gürsel Tekin, Berhan Şimşek ve Barış Yarkadaş gibi malum zevatının çok mutlu olduğundan hiçbir şüphem yok. Ama CHP'de kalan ve butlancılıkla alakası olmayan eski arkadaşlarıma soruyorum: Böyle bir işbirlikçi yapının gövdesinde bulunmak kendilerine ağır gelmiyor mu Dün YENİ PARTİ Gaziantep Milletvekili Melih Meriç, CHP Eski Oğuzeli İlçe Başkanı tarafından ağır şekilde bıçaklandı. Nasıl bir halet-i ruhiye hâkim geride kalan kimi CHP Örgüt mensuplarında, anlamak mümkün değil.

EMEKLİ AMİRAL TÜRKER ERTÜRK NİYE TUTUKLANDI

Emekli Paşamız Türker Ertürk, Tümamiral Cem Gürdeniz'in "Mavi Vatan" kavramının en büyük ve en eski savunucularından; Türk Silahlı Kuvvetleri'nin en aydın, ödünsüz, Atatürkçü, güvenilir ve kamuoyunda en büyük sevgiyi kazanmış isimlerinden biri. Yaklaşık 3,5 yıl ve 11 yıl önceki konuşmalarından cımbız ile çekilmiş ve bağlamından koparılmış görünen cümle ve kelimelerle suçlanarak gözaltına alındı ve tutuklandı. Yakın geçmişte TSK mensuplarına ne kadar büyük haksızlıklar yapıldığını herhalde herkes hatırlıyor. Türker Ertürk gibi büyük bir vatanseverin, sözlerinin bağlamından koparılıp Türkiye Cumhuriyeti'nin demokratik rejiminin önemini vurgularken yanlış anlaşılmasının bir an önce giderileceğine ve özgürlüğüne kavuşacağına inanıyorum. Ne çektiyse TSK'ya sızan tarikat mensuplarından çeken Cumhuriyetimiz, FETÖ felaketinin deşifre oluşunun üzerinden 10 yıl geçtikten sonra, umarım gereken dersleri alıp Cumhuriyet savunucusu ve Atatürkçü subay ve emekli subaylarına sahip çıkacak.

ÖMER KARAKAŞ İSİMLİ BİR YÜKSEK HAYSİYETLİ MİLLETVEKİLİ...

Geçtiğimiz hafta sonu bu haberi bol bol izledik. Tavır Gazetesi'nde kapaktan fotoğraflı olarak kocaman verilmişti. Beyefendi, İYİ Parti Aydın Milletvekili Ömer Karakaş, 10 Ağustos Pazartesi günü çerçeve yasa Meclis'te görüşülürken "bebek katili Apo şerefsizdir" diye kürsüden nutuk atıyor ve kürsüyü 12 kez yumruklayarak "hayır" oyu veriyor. Sadece dört gün sonra ise harika bir törenle AKP saflarına katılarak "Sayın Erdoğan vefalı bir lider, önemli bir isim" diye şık iltifatlara başlıyor. Sanıyorum ki Karakaş, yüksek haysiyetli bir milletvekili olarak, bu konularda ödünsüzlüğüyle tanıdığımız İyi Parti'nin sunduğu aday sıfatı sayesinde, kendisine oy veren Aydın halkına, adeta bulunduğu yerde ne kadar hızlı dönerek çok farklı ve zıt görüşleri birbiri peşi sıra kucaklayabileceğini kanıtlamak istiyor! Kendisini candan tebrik ediyorum! "Esnek" bir milletvekilinin nasıl olması gerektiği konusunda adeta Türkiye'ye ders verdi! Helal olsun, bu hıza yetişebilene!

AVRUPA'NIN KAPILARI AILIYOR ZANNEDENLER, NEREDESİNİZ

Haber küçük çıktı. Erdoğan birkaç gün önce haber kanalı El Cezire ile konuşurken şu cümleyi sarf etmiş: "AB artık bizim önceliğimiz değil." eşitli yazarların yorumları beni yıllar öncesine götürdü. İkinci Cumhuriyetçiler'in büyük bir demokratik dalgaya destek verircesine keyifle iktidara taşıdıkları Erdoğan, başbakanlığının ilk yıllarında Türkiye'yi AB'ye sokmak üzere olduğuna ve artık Avrupa kapılarının bizlere açılacağına ülkeyi inandırmıştı, benim gibi iflah olmaz ödünsüz bazı Atatürkçüler hariç! O dönemden sonra yayınlanan kitabımın adı "AKP Ekspresi: Avrupa Biletiyle Tahran'a!" idi. Yalnız en ateşli Ilımlı İslam-İkinci Cumhuriyet ittifakının değil, merkezi de inandırmış tiplerin gözünün içine bakarak "Bizi her gün Arap ülkelerine ve İran'a yaklaştıran yasaları ve uygulamaları çıkaran bir hükümete, Avrupa'nın kapılarını açacağına nasıl inanıyorsunuz, pes" diyerek televizyonlarda ve Cumhuriyet sütunumda yorumlar yapıyordum. Neredeyse vizenin imkânsız hale geldiği şu son yıllarda bile "vizesiz Avrupa" masalları devam etti. Bunun alıcısı da hala var! Anlaşılan, Erdoğan da bunlardan rahatsız oldu ve herhalde AB'ye girme olayı ile arasına mesafe koymak istedi! Kapıları da tam kapatmasa da bu düşünceye belki halkı alıştırıyor...