Hava yine kurşun gibi ağır...

"Hava kurşun gibi ağır" der Nâzım'ın "Kerem Gibi" şiiri. Dün sabah yağmurlu, gri İstanbul'da her şey öyleydi işte. Oksijen bile ağır geliyor, zor giriyordu ciğerlerimize. Kanal kapatıldıktan sonra yüreğim kanayarak Halk TV'ye gittim. Öğleden sonra ben oradayken, demokrasi mücadele yoldaşlarım Uğur Dündar, Ali Mahir Başarır, Gökan Zeybek, Mustafa Sarıgül, Ali Gökçek, Ümit Özlale ve Gökmen Karadağ da oradaydı. Herkes aynı haksızlığa karşı duruşunu sergiliyordu.

Türkiye'de dirençli ödünsüz kalemler, medya girişimcileri, yerel yayın ve demokrasi âşığı halk kitleleri arasında muhalefetin ana akım medyasının üç televizyon kanalı vardı. Önce Ekim 2025'te Tele1 kapatıldı. Dün de Halk TV. Lütfen Sözcü TV'ye ve başta Cumhuriyet olmak üzere özgürlüğün yansıması olan demokrat gazetelerinize gözünüz gibi bakın.

BAY KEMAL'İN HALK TV'Yİ İHBAR ETMESİ HEMEN İŞE YARAMIŞ!

Bir yandan halkın verdiği oyların rengi ve aidiyeti üstten kararlarla değiştiriliyor, bir yandan toplumun sesi kısılıyor; haber alma ve yayma hakkı, yani temel anayasal haklarımız elimizden alınıyor. "Zamanlama manidar": Ekrem İmamoğlu'nun dün başlayan tarihi savunmasını en yoğun verecek iki kanaldan biri susturuldu.

Şok olduk mu Evet. Şaşırdık mı Kesinlikle hayır... Beş gün önce Kayyım Başkan Bay Kemal, Halk TV'yi KRT'den ihbar etmişti. Dün gereği yapıldı! CHP'liler Başkanları ile gurur duyabilirler. İktidar onun sözlerini ciddiye alıyor; ne güzel değil mi

30 YIL BOYUNCA BU KURGU NASIL TEZGÂHLANDI

Bundan otuz, yirmi, on beş yıl önce medya 2. Cumhuriyetçilerin kuşatması altındaydı. Hani şu ılımlı İslamcılarla harika geçinen, viskisever liberal antiKemalistler, neoliberal ekonominin borazanları, AB'nin kayıtsız şartsız destekçileri, resmi ideoloji ve TSK karşıtları sahanın her yerindeydi.

Altıokçu CHP'ye karşı "sosyal demokratçılık" oynayan ezberci takım, Yeni Demokrasi Hareketi, daha sonra belirecek "Yeni CHP"nin gönüldaşları ve ufuktaki "Yetmez ama evet!"çilerin öncü kuvvetleri aynı söylemi tekrarlıyordu. Her düşüncelerini iki masum kelime özetliyordu: "Askeri Vesayet".

Televizyonlarda, köşe yazılarında, konferanslarda, göl kenarı panellerinde bıkmadan bunu anlattılar. Bu büyük düşman yenildiği gün muhteşem bir demokrasi ve özgürlük adasına geçilecekti! Büyük kapital de çoğu zaman "Atatürkçü" gardıroplarına bağlı görünse bile AB'ye yaklaşmayı, katı devletçi kontrolden uzaklaşmayı, paranın ideolojik temel değerlerden daha yararlı olduğunu düşünmeyi tercih ediyordu. Böylece kusursuz özgürlük ortamı kurulacak, neredeyse "yeryüzünde cennet" tabelası asılacaktı. FETÖ yazarları da bu sahte demokrasi kılıflarının baş aktörlerindendi.

Bu dönemleri neden iyi biliyorum ünkü her aşamasında bu zevatla televizyonlarda, makalelerde, kokteyllerde tartışan ana 4-5 isimden biriydim. Bazılarının kâbusuydum! Ilımlı İslam ile liberalizmin evliliği olan Yeni Demokrasi Hareketi'ni en sert eleştirenlerden biriydim. ok düello yaptık, çok! Patronlar da karşı sütunlarında Kemalist yazar istemeyen 2. Cumhuriyetçilerin gizli "Kemalizme sansür" politikasına daha o günlerden alet oldular. Birinci elden sayısız örneğini yaşadım.

Şimdi bakıyorum, o dönemin doygun, dolgun, havalı, fiyakalı isimleri başrolde değiller. Ana akım medyadaki yerlerini kaybettiler, akademide veya online dünyada yeni alanlar aradılar. Rejim onları kullandı ve bir köşeye attı!

BAKIN YETMEZ AMA EVETİLER: HER İSTEDİĞİNİZ OLMUŞ!

Düşünüyorum da bekledikleri dünya gerçekleşti. "Askeri vesayet" yok, teorik tehlikesi bile yok! Altıoklu Parti ikiye-üçe bölündü, resmi ideoloji o kadar yok oldu ki Andımız artık okullarda okunmuyor; fen liselerinin yerine imam hatipler çoğaldı, askeri hastaneler ve eğitim okulları bile tuş oldu.

Peki gerçekten merak ediyorum: "Nerede yanıldık" sorusunu hiç soruyorlar mı "Hani dediklerimiz olunca Türkiye özgürlüğün tertemiz su gibi içildiği bir rüya ülkesi olacaktı Niye şimdi hakkını aramak için sokağa çıkan emekliye, işsize, sosyal medya demokratlarına bile tahammül edilmeyen, cezaevlerinin dolup taştığı bir ülke haline geldik"