Cumhuriyet Halk Partisi, geçen hafta boyunca "Değişim Kurultayı"nı topladı. Ana hedef, yıllardır tüzükte duyulan rahatsızlıklar ve özellikle parti içi demokrasi eksikliğinden yakınan partinin muhalefet kanatlarını da bir şekilde tatmin edecek ve tüzüğü özgürleştirecek, şeffaflaştıracak değişikliklere gitmekti.
CHP, bu ülkenin gözbebeği. Cumhuriyetçi, demokrat, çağdaş, ilerici, devrimci, özgürlükçü Türkiye'nin merkez üssü. Onun yapısını geliştirmek demek, vatanın geleceğini önümüzdeki yüzyıllara hazırlamak demek.
Bu makalenin size geçen hafta hakkında vereceği yanıt hiç doğrudan ve kolay olmayacak. Ben diğer sanatçı meslektaşlarımdan farklı olarak Atatürk'ün partisinde siyaset yapmayı ve üye olmayı seçmiş bir insanım. Yani CHP'nin başarılı olması ve iktidar olması için çalışan bir vatandaşım. Bu hiçbir zaman değişmeyecek. Öte yandan da sanatçı olmanın getirdiği eleştirel ve muhalif tavrım tabii ki ayakta. Yalnız 21 yıllık iktidara karşı değil, en az bir o kadar zamandır CHP içinde yanlış olaylara karşı da
Yıllardır bu partide yeni bir demokratik tüzüğe ihtiyaç olduğunun savaşını en yoğun ve açık şekilde veren kişilerden biri oldum. Bu projenin gelişmesine yardımcı olanlar arasında da partinin en genç üyelerinden en tecrübeli örgüt emekçilerine kadar, en tanınmış bakan ve milletvekillerinden en kıdemli hukukçulara kadar, sayısız değerli isim yer aldı; "Dijital Demokratik Devrim Tüzüğü" (D3) projem onların her birinin görüşleri ile gelişti. "Parti İçi Demokrasi" grubunun ricasıyla, 2010'da geliştirdiğim bu hazırlık taslağını, 2020 ve 2021'de aylarca süren yoğun bir çabayla son haline getirdim.
Fakat geçen hafta hazırlanan tüzüğün, bizim tarif ettiğimiz tam demokratik yapıyı yansıtmadığını üzülerek söylemem lazım. Eksiklerin, hataların, uygulanan yöntemlerin nerede takıldıklarının bir makalenin paragraflarına sığacak kadar olanlarını burada dile getireceğim. Tabi bu aktaracaklarım benim her zamanki gibi CHP'ye olan inancımı ve var gücümle bu yapıyı desteklememi değiştirmeyecek. Öte yandan yıllardır savunduğum konuları da yüz üstü de bırakmayacağım. Çünkü sürekli daha iyiyi aramaktan vazgeçemeyiz.
İyi niyetle başladığına inandığım bir yenileşme ve demokratik tüzük arayışı, yapısal ve devrimsel nitelikten uzak bir çaba olarak kaldı. Bakın, 13 Temmuz 2023 tarihinde Cumhuriyet'te yer alan makalemin başlığı neymiş: "CHP, Yeni Tüzüğü Kimlere Kaleme Aldıracak". Kullandığım ara başlık ise şunu söylüyordu: "Gerçek Değişim mi Yoksa Makyaj mı". Korkum bu görevin, partinin yerleşik statükosuna, örgütün gelenekselleşmiş kendi içinde tutucu ellerine teslim edileceğiydi. Bakın ne söylemişim: "Birinci soru şu: Örgütten gelen özgürlükçü değişim taleplerini kimler değerlendirecek ve metinleştirip hazırlayacak Böyle bir değişimi gerçekten talep edenler mi yoksa, parti içi tepkileri dindirmek için yenilikçi görünen hamleleri içerecek ama işin özünde partinin ruhsal ve davranışsal kilidini örgütün eline vermeyecek, sadece makyajlanmış bir tüzük oluşturmayı hedefleyenler mi"
Birkaç hafta önce, çalışkan ve başarılı Genel Başkan Özgür Özel ile makamında yaptığım görüşmede, kendisine bu rahatsızlığımı hatırlatmıştım. Özel'in, partinin kapılarını açma ve demokratikleşme konusundaki samimi arayışlarına inandığımı ancak bunu kaleme alacak parti içi güçlerin aynı duyguları paylaşmalarının zor olduğunu naçizane düşüncelerim olarak kendisine iletmiştim.
Tüzüğü bu yıl kaleme alanlar ve komisyonda öne çıkanlar, 81 ilin başkanları. Hepimiz biliyoruz ki, İl Başkanlığı parlamentoya giden yolun en köşeli taşlarından biridir. Dolayısıyla genel başkana bağımlı bir kadro yapısının sağlam bir blok olarak parti içi iktidara oturması ve has mensuplarını şık parlamenter koltuklara yerleştirmesi, yerleşik düzenin yıllardır bilinen standart senaryosundan başka bir şey değildir.
Tüzüğün yenileşmesi sürecinde maddeleri yeniden yazanlar, partinin halkla bütünleşmesini isteyen ve bu doğrultuda yıllardır yapıcı eleştiriler getiren hukukçular, anayasa hukukçuları, demokratik kitle örgütleri önderleri, muhalif yazarlar, parti içi muhalefetin kanaat önderleri gibi isimler olmalıydı. Ama olamadı. Aynen yazıda belirttiğim şekilde bugüne kadar CHP'nin yıllardır süren akışında Genel Başkan'ın kadrosuyla siyasette belirli koltukları güvenle ve sırayla atlayarak milletvekilliğine ulaşmak isteyenler, yıllardır garantili sonuç veren şablondan ne yazık ki uzaklaşmak istemediler.
Sizi tüzük maddelerine boğmadan bazı örnekler vermek istiyorum. Bir tüzüğün parti içinde demokrasi açısından önemi ister il veya ilçe başkanlığı ister belediye başkanlığı ister milletvekilliği veya parti meclisi üyeliği ya da genel başkanlık için soyunanların bunu yapabilecek fırsatı bulabilmeleridir. Mesela bunun için parti içi iktidarın genel kurullara veya kurultaya blok liste ile girme inadından vazgeçmesi lazımdır. Ne yazık ki "yeni" tüzükte her ne kadar Madde 51 Fıkra 4, "çarşaf liste esastır" dense de, hemen altında Fıkra 5 ve 6'da öğreniyoruz ki kongre veya kurultay karar verirse delegelerin onda birinin teklifiyle blok listeye geçilebiliyor! Aynı şekilde, her ne kadar Genel Başkan Özgür Özel yüksek sesle "Herkesin çarşaf isteğiyle seçilmesi lazım, hiçbir milletvekilinin merkez yoklamasına güvenmemesi lazım" dese de son kertede yine bu tüzükten öğreniyoruz ki, Parti Meclisi'nin bütün siyasi görevler için adayları kararına göre "merkez yoklaması" ile de saptayabilir!
Yine getirilen "Üç dönemden fazla üst üste milletvekili seçilemez" kaidesi her ne kadar çok demokratik görünse de bu kaideyi de delmek için tüzük birçok önlem almış! Mesela, Madde 52 Fıkra 9'da "Ön seçim, örgüt denetiminde ön seçim, aday yoklaması, örgüt denetiminde aday yoklaması yöntemlerinde dönem koşulu aranmaz." Ama ardından bu da yetmemiş ve şu ek gelmiş: "Partinin milletvekili bulunmayan seçim çevrelerinde milletvekili çıkarmak veya bu seçim çevrelerinde partinin oyunu yükseltmek amacıyla Merkez Yönetim Kurulu'nun önerisi Parti Meclisi kararıyla dönem kuralı uygulanmayabilir". Daha sonra üç dönem kuralında Madde 55 Fıkra 7, yerel seçimlerde de nasıl yaşama geçirileceği kaleme alınırken, bakın ne denmiş: "Bir kişi en fazla üç dönem üst üste belediye başkanı, belediye veya il genel meclis üyesi seçilebilir. Önseçim, örgüt denetiminde ön seçim, aday yoklaması, örgüt denetiminde aday yoklaması yöntemlerinde dönem koşulu aranmaz". Böylece sonsuz belediye başkanlığının önü açılmış! Ama o da yetmemiş: "Seçim devresi çevresi değişikliğinde dönem istisnası Merkez Yönetim Kurulu önerisi Parti Meclisi kararıyla uygulanabilir."
Ayrıca Madde 51 Fıkra 2, daha önce yıllardır kurultay konuşmalarına ve yazılı olarak yaptığım ikazlara karşın, farklı adaylara delegeler imza veremeyeceği için, delegelerin belirli bir adaya verdikleri "tercih imzası" kalıcı bir deklare seçim oyu haline dönüşüyor. Şöyle ki, o delegeler artık yalnız o adaya yapışmış oluyorlar; bu da iki, üç veya dört adaylı bir seçimde adeta partinin gergin saflara bölünmesini körüklüyor. Evet, yeni tüzük, gerekli imza adedini azaltmış ve denetime almış. Ama buna rağmen genel başkan seçimi ve aynı mantıkla yapılan il veya ilçe başkanı seçimleri de illegal hale geliyor. Şöyle ki Madde 19 Fıkra 1, Genel Başkan'ın kurultayda "gizli oyla" seçilmesi gerektiğini kayıt altına alıyor. Hâlbuki tek adaya deklare olarak dayatılan imza şartları nedeniyle, Genel Başkanı seçen oyların en azından bir kısmı bu gizlilik maddesine uymuyor. Bu ağır çelişki de seçimin yasallığını bozuyor. Bunu görmek zor değil, ama ne var ki 2003 yılında Baykal ekibinin kendi iktidarlarını korumak için aynı gün tüzük darbesi yapıp aynı kurultayda uygulamaya başladıkları bu ucube sistem, bu büyük değişim kurultayında da olduğu yerde kaldı! Hem de sayısız ikaza rağmen
Değişim Kurultayı'nın ilk gününde yaptığım konuşmada süre çok kısa olmasına rağmen hızlıca bu konulara değindim. Ayrıca yapılması şart olan bir değişimi daha hatırlattım: "Genel Başkan veya MKYK veya Parti Meclisi, CHP Kurultayı'ndan altı ay öncesinden itibaren hiçbir tüzük değişikliği öneremez, Parti'nin işleyiş çarkını, yöneticilerin ve adayların seçilme yöntemlerini değiştiremez." CHP tarihinden alınmış bu büyük ders de maalesef tüzüğe yansımadı. Hatırlattığım bir başka konu 35 yıldır her birine katıldığım kurultayların hiçbirinde, Genel Başkan'ın lehte ve aleyhte konuşmaları dinlememesi ve bunun açtığı demokratik yaraydı. "Genel kurulları dev stadyumlarda yapılmasına rağmen, Fenerbahçe'de Ali Koç bütün eleştirileri tartışmasız not alarak dinliyor ve hepsine cevap veriyor; bu bir örnektir" dedim. Ne mutlu bizleri ki hiç olmazsa son tüzük kurultayının ilk günündeki yoğun konuşmaları Genel Başkan ve parti üst yönetimi dikkatle dinlediler.
Genel Başkan Özgür Özel'le birkaç hafta önce makamında yaptığım görüşmede kendisi bana iki dönem üst üste seçim kaybeden genel başkanın istifa edeceğini ve bu konuda daha önce de dile getirdiği bu kararında ısrarcı olduğunu vurguladı. Ama ne yazık ki bu da yeni tüzüğe yansımadı! Demek ki burada da temmuz ayında yazdığım makaleye dönüş yapıyoruz! Bu tüzüğü kaleme alanların genel başkanları hakkında böyle bir ifade kullanmaya eli varmamış, çünkü biliyorsunuz birçok "kraldan fazla kralcı" vardır etrafta!

110