Mühim olan RTE'nin bir numaralı rakibini, onu daha önce İstanbul'da dört kere yenmiş olan Ekrem İmamoğlu'nu nötralize etmek olduğu için her koldan yeni denemeler yapıyorlar. Ahmak davası, Akın Gürlek davası, bilirkişi davası, diploma soruşturması ve iptali, İBB yolsuzluk davası ve -komedide son perde- "casus davası". Bunlar bir çırpıda hatırladığımız ana davalar.
Bu hafta "siyasal casusluk" davasını izledim. Özellikle birinci gün Hüseyin Gün ve Ekrem İmamoğlu'nun savunmalarını baştan sona Silivri'de izledim. Ertesi gün Merdan Yanardağ ve Necati Özkan çarpıcı savunmalar yaptılar. Bakın, konuştuğumuz konu "casusluk", yani Türkiye Cumhuriyeti'nin gizli bilgilerini, belgelerini bir dış ülkeye veya onun istihbaratına teslim etmek. Tercümesi, vatana ihanet! Bir insana yapılabilecek en büyük suçlama, en büyük iftira, en büyük hakaret. İşin trajik yanı, 31 yıl sonra diploması iptal edilen İmamoğlu'na açılan mantık ve hukuk dışı davalar ile İmamoğlu'nu halkın önünde küçük düşüreceklerini zannedenler, onu her geçen gün büyütüyorlar. Savunmasında İmamoğlu da özellikle belirtti: "Ben bu cezaevindeki hücremde artık 1000 misli daha güçlüyüm." Dostlarına da düşmanlarına da önemli bir mesajdı bu. Ülkenin cumhurbaşkanlığının tartışmasız en büyük adayı olan kişinin "kaçma ihtimali" üzerine tutuklu yargılanması ne kadar gülünçse İmamoğlu'ndan bir vatan haini üretmeye çalışmak ondan 100 kere daha gülünç!
Size önce bütün bu olayın çıkış noktası hakkındaki mahkemede zabıtlara yansıyan aile trajedisini üzülerek aktaracağım. Özetlemem gerçekten zor çünkü gerek birinci sanık Hüseyin Gün'ün gerek İmamoğlu'nun ağızlarından çıkan neredeyse yetişebildiğim her cümlenin notunu tuttum. Hüseyin Gün anladığım kadarıyla, önemli ve zengin bir iş insanı. Kendisini tanımıyordum. Finansçı ve yatırımcıymış. Zengin bir hanımefendi olan Seher Erçili Alaçam ile tanışıyor; ona yatırım danışmanlığı yaparken mesleki beraberliklerinin ötesinde aralarında bir anne-oğul ilişkisi oluşuyor. "Mamim" diye seslendiği Seher Hanım, "Ben seni karnımda değil, yüreğimde doğurdum" diyor. Hüseyin Gün'den rica ettiği konular arasında, Seher Hanım'ın alkol ve uyuşturucu sorunları olan oğlu Ümit Deniz Alaçam'a da bir rol model olması var. Gün de bu doğrultuda ona İngiltere'de bir okul buluyor, daha sonra iş buluyor, abilik yapıyor, yönlendiriyor. Fakat genç Alaçam hayata kolay intibak edemiyor. Bu özel hayat detaylarına parasal ilişkileri dahil edemeyeceğim. Ama esas konu Ümit Deniz Alaçam hem Gün'ü kıskanmaya başlıyor ("Annem seni benden daha çok seviyor" diyor) hem de kendisine 2.5 milyon sterlin vermediği için Gün'ü tehdit etmeye başlıyor. Bu arada Hüseyin Gün ve Seher Hanım seçildikten kısa bir süre sonra İmamoğlu'nu tebrik etmeye gidiyorlar. 5 dakikalık bir görüşme ama İmamoğlu hanımefendiyi çok iyi hatırlıyor. ünkü çok frapan bir giyimi var ve İmamoğlu'na çok hayran teyzelerden biri. Hüseyin Gün'ün teknoloji şirketi var. Mami'sinin ricası üzerine seçimler ile ilgili 10 günlük bir sosyal medya analiz raporu hazırlıyor. Bunu Necati Özkan'a sunuyor. Özkan bu teklifi pahalı, yetersiz buluyor ve ilgilenmiyor. Merdan Yanardağ konusunda ise durum daha da komik: Seher Hanım tam bir Atatürkçü ve Tele1'e küçük birkaç maddi yardım yapıyor. Böylece Yanardağ da potansiyel "casus çetesi"ne dahil edilmiş oluyor. Bir taşla birkaç kuş, böylece muhalif bir ana kanal da pratik bir şekilde saf dışı bırakılabiliyor! Gün, internette yalnız herkese açık ortamlardan verileri topladıklarını ve analiz ettiklerini söylüyor. Ama Türkiye'de büyük bir dava açmak için büyük delillere veya gerçeklere gerek yok. Bir konunun şüphesinin şüphesi bile yeter. Gün Amerika'dan döndüğü bir gün, geçen yıl 30 Haziran'da havalimanında gözaltına alınıyor, çünkü hakkında Ümit Deniz Alaçam tarafından 112'ye yapılmış bir ihbar var. Gün tabii ki her suçlamayı reddederken, sürekli olarak "Ben ülkeme hizmet etmek isteyen bir Jön Türküm, katıksız bir Atatürkçüyüm" diyor.
İmamoğlu durumu en tipik deyimle özetledi: Bir deli kuyuya taş atmış, 1000 akıllı çıkaramamış. Ve şöyle devam etti: "Burada ifade veren şahıs etkin pişmanlıktan, konuşmaktan imtina etti çünkü insanlar evlatlarıyla, işleriyle, aileleriyle tehdit ediliyor. Yandaş bir kalem şunu yazdı: 'Bana saldıracağınıza arkadaşınızın suçsuzluğunu ispat edin.' Muhatap olduğumuz durum işte budur! Koltuktan kalkmayan koltuğa yapışmış birinin 5. kere yenilmemek için yaptıklarını yaşıyoruz. Bu iddianame 159 sayfa, hepsi çöp. Sayın heyet size yazık, bir sayfasını bile okumadım ve okumayacağım. Bana atfedilen suçlar ülkemin siyasetinde söz sahibi olmak için bununla ilgili faaliyetler gerçekleştirdiğim anlaşılmış! Bu bir iddianame olabilir mi Bu aklın ve ciddiyetin iflas etmesidir.

3