İlber Ortaylı'dan miras kalan

Bir bilim insanını, bir hocayı, bir alimi ebedî aleme uğurlamanın en makbul yollarından biri, onu geride bıraktığı fikirlerle, eserlerle ve zihinlerde açtığı ufuklarla anmaktır. Çünkü bazı insanlar sadece yaşadıkları dönemin değil, kendilerinden sonrasının da yolunu aydınlatırlar. Son çeyrek asırdır geniş kitlelerin tarihe ilgi duymasına vesile olan İlber Ortaylı'nın vefatı da beni, bundan tam yirmi beş yıl öncesine; genç bir gazeteci olarak yaptığım o unutulmaz röportaja götürdü.

Röportaj, Ahmet Kabaklı'nın kurucusu olduğu Türk Edebiyatı Vakfı'nın çıkardığı Türk Edebiyatı Dergisi için yapılmıştı. Mekan ise Ankara'da, Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi'nin o kendine has ağırbaşlı koridorlarından birinde yer alan mütevazı bir çalışma odasıydı.

Hocayı ilk kez yüz yüze görüyordum. Kitaplardan, televizyon ekranlarından tanıdığımız o gür sesli tarihçi, masanın başında sayfalarla ve notlarla çevriliydi. Konuşacağımız konu belliydi: Osmanlı tarihi, o büyük medeniyetin kültürü ve bütün bunların bugünün Türkiye'sine bıraktığı izler...

Sohbet ilerledikçe, hocanın anlatımı dallanıp budaklanıyor; asırlar, tarihler, tespitler, tavsiyeler birbirini kovalıyordu. Cümleleri bazen sert bir hükümle, bazen ince bir tebessümle bitiyordu. Bir ara konuşurken birden sustu. Cümlesi yarım kaldı. Başını hafifçe öne eğdi, gözleri kapandı.

Odanın içinde beş dakika kadar süren bir sessizlik oldu.

Benim için ise o birkaç dakika uzadıkça uzadı. Gençliğin verdiği telaşla içimden türlü ihtimaller geçirdim: "Acaba bir rahatsızlık mı oldu Görevlilere haber vermeli miyim" diye düşünürken, birden başını kaldırdı. Gözlerini açtı ve sanki az önce hiçbir şey olmamış gibi gülümseyerek:

"Ne diyordum" dedi.

Sohbetimiz kaldığı yerden devam etti.

O sohbet, 2001 yılının Nisan sayısında dergiye kapak olmuştu. Aradan geçen çeyrek asrın ardından bugün, o sayfalarda altını çizdiğim cümleleri yeniden okuyorum. Ve hocayı, kendi sözleriyle ebedî istirahatgahına uğurluyorum:

"Kimi aydınlarımız redd-i miras peşinde ama Osmanlısız kültür olmaz. Şimdi babanızı reddetmekle işten kurtulabilir misiniz Kaşınız benzer, gözünüz benzer. Reddi miras, bir cemiyet için en manasız müessesedir. O safha artık bitmiştir, bitmelidir. Osmanlılık denen şeyin bir kompleks olmadığı artık kabul edilmiştir. Osmanlı'nın 700. yılını kutlayan devlet değil midir"

"Kimse Cumhuriyet'ten vazgeçmedi, Cumhuriyet düşmanı olmadı. Ama insanlar mazideki imparatorluğun kültürel değerlerini benimsiyor. En azından bizim kuşaklar kadar ham ve hoyrat reddiyeler yazmıyorlar. Türkiye'nin böyle bir gelişmeye ihtiyacı var."