'Huzur Sokağı'nda boşluk...

'Taşralı bir sinema heveslisi Yeşilçam'a geliyor. Yer göstericilikten başlayıp asistanlığa, asistanlıktan yönetmenliğe, senaristliğe ve yapımcılığa geçerek, hayalini kurduğu o büyük irfanı beyazperdede görmekle ilgili bir savaşın içerisine giriyor ve bunu başarıyor."

Yönetmen Nazif Tunç'un tarif ettiği o 'taşralı sinema heveslisi genç', daha sonra Milli Sinema'nın kurucu isimlerinden biri olan Yücel Çakmaklı'dan başkası değil.

Çakmaklı bir ağustos günü aramızdan ayrılalı 16 yıl oldu. Yıllar çok çabuk geçiyor ve Çakmaklı'nın bıraktığı boşluk her geçen gün daha da belirginleşiyor.

Zira (kendi tarzında) onun gibi cesaretli ve girişken bir isim henüz ufukta görünmüş değil.

Elbette iyi yönetmenlerimiz iyi filmler çekiyorlar ama Yücel Çakmaklı (yaşadığı dönemin) 'yol açan yahut yol yapan' yönetmenler kervanındandı... Başka bir söyleyişle 'olmazı' olduranlardandı.

Necip Fazıl gibi bir 'cesur yürek'in eserlerini beyazperde ile ilk buluşturan da oydu.

'Kuruluş: Osmancık' gibi TRT'nin o güne kadarki en büyük yapımlarında onun imzası vardı. Çakmaklı'nın çektiği 'Denizin Kanı', '4. Murat', 'Küçük Ağa' yapımlarının eşi, benzeri halen Türk sinemasında yok.

Buna rağmen çok parası olmadı, lakin geride bıraktığı kültür mirası muazzamdı.

1964 tarihli Tohum dergisindeki yazısının başlığı 'Milli Sinema İhtiyacı' idi. O ihtiyaca yine kendisi merhem oldu.

'Sağımda solumda, önümde arkamda kim var' demeden kamera arkasına geçti.

Kısa mesafe değil, maraton koşucusuydu. Çıktığı uzun ince yolda ilk olarak Elif Film yapımıyla, Şule Yüksel Şenler'in romanı Huzur Sokağı'ndan uyarlanan 'Birleşen Yollar'ı çekti. Film adeta bir çığır açtı. Başrolde Türkan Şoray vardı. Çakmaklı, dönemin 'star'ları, hep en iyilerle çalıştı. Kendine güveni tamdı.