Yeşilçam'ın usta oyuncusu Hülya Koçyiğit, sanat kariyeri boyunca Türk sinemasının değişim ve gelişimine tanıklık etmiş bir isim. Türkan Şoray, Filiz Akın ve Fatma Girik ile birlikte Yeşilçam'ın "dört yapraklı yonca"sından biri olarak anılan Koçyiğit, 60 yılı aşkın sanat hayatı boyunca pek çok döneme damga vurdu. AA'ya verdiği röportajda Yeşilçam yıllarını, amatör bir ruhla ve toplumun gerçekliğini yansıtma iddiasıyla film yapılan bir dönem olarak nitelendirmiş.
Yeşilçam keşke sanıldığı kadar masum olsaydı!..
Hülya Koçyiğit'in Yeşilçam'a dair samimi ve nostaljik değerlendirmesi, dönemin emek ve heyecanını yansıtması bakımından kıymetlidir; ancak bu tabloyu bütünüyle masum ve olumlu görmek eksik kalır.
Yeşilçam, bir yandan toplumsal gerçekliği perdeye taşırken, diğer yandan Batılılaşmayı çoğu zaman sorgusuz sualsiz yücelten, milli ve dini değerleri ise geri, baskıcı ya da aşılması gereken unsurlar gibi sunan bir anlatı dili de üretmiştir.
Bunu neden söylüyorum; çünkü aynı röportajda Hülya Koçyiğit, gelinen noktada şunları da ilave ediyor: Bir toplum kendi dilini kaybeder, kültürünü yaşamayı sürdüremezse, kültüründen hoşnut olmayıp da özendiği kültürü yaşamak isterse bu tabiata aykırı oluyor. Bizim yaşadığımız toplumun bir ruhu, sesi, ritmi var. Bunu kaybetmeden hayatımıza devam etmemiz lazım"
İşte, bana kalırsa, bu kaybedişte Yeşilçam'ın da parmağı var.
Özellikle 1960'lardan itibaren bazı filmlerde aile yapısının zayıflatılması, geleneksel ahlakın alaycı bir üslupla ele alınması ve inançlı karakterlerin karikatürize edilmesi, toplumun kendi kökleriyle kurduğu bağı örseleyen bir etki yaratmıştır. Yeşilçam'ın bu yaklaşımı, "doğallık" adı altında sunulsa da, aslında belirli bir ideolojik yönlendirmeyi normalleştirmiştir.
Bu nedenle Yeşilçam'ı yalnızca 'aşk ve samimiyetle yapılan filmlerin masum dünyası' olarak görmek yerine, kültürel sonuçlarıyla birlikte değerlendirmek gerekir.
Sinema, toplumun aynası olduğu kadar güçlü bir biçimlendiricisidir de; Yeşilçam'ın bazı yönetmen ve senaristleri bu gücü, milli ve dini duruşla barışık bir kültür inşası için değil, aksine bu değerleri aşındıran bir modernlik tasavvuru için kullanmıştır.
Bunun uzun vadede, özellikle genç kuşaklarda, kendi tarihine ve inanç dünyasına mesafeli bir bakışın yerleşmesine katkı sağladığı söylenebilir.
Dolayısıyla Hülya Koçyiğit'in vurguladığı emek ve samimiyet gerçeğini teslim etmekle birlikte, Yeşilçam'ın toplumun dejenerasyon sürecindeki payını da görmezden gelmemek gerekir.

5