Şunca yaşıma geldim; "Yaşlılık Haftası" diye bir haftanın varlığını yeni duydum. Demek ki insan, kendine doğru yaklaşan bazı hakikatleri, ancak zamanı gelince fark ediyor.
Hayat yolculuğunda biriktirdikleriyle bize yol gösteren, tecrübeleriyle ufkumuzu genişleten büyüklerimize sevgi ve saygıyı ifade etmek için, 1982 yılından bu yana 18-24 Mart tarihleri arası "Yaşlılara Saygı Haftası" olarak anılıyormuş.
Modern dünyada toplumlar giderek yaşlanıyor; doğurganlık oranları düşüyor. Bir zamanlar aynı çatı altında yaşayan kuşaklar, artık daha seyrek bir araya geliyor. Dedelerin, ninelerin torunlarla birlikte yaşadığı hanelerin sayısı azalıyor. Kalabalık sofraların yerini, daha sessiz, daha eksik masalar alıyor.
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Dekanı ve Yaşlılık Çalışmaları Uygulama ve Araştırma Merkezi (YAŞAM) Müdürü Prof. Dr. Emine Özmete ile yapılmış bir mülakatta dikkat çekici veriler yer alıyor. Türkiye'de her dört haneden birinde yaşlı bireyler yaşıyor. 1 milyon 840 bin kadar yaşlı, hayatını hanesinde tek başına sürdürüyor. Yalnız yaşayan her dört yaşlıdan üçünü kadınlar oluşturuyor.
Doğum artış hızındaki düşüş ve yaşam süresinin uzamasıyla birlikte hem dünyada hem Türkiye'de yaşlı nüfus artıyor. Ülkemizde yaşlı nüfus yaklaşık 9 milyon 600 bine ulaşmış. Son beş yılda yüzde 20'lik bir artış söz konusu. Yaşlıların toplam nüfus içindeki oranı ise yüzde 11'i geçmiş.
Bütün bu veriler, yaşlılığın artık sadece bireysel bir dönem değil, toplumsal bir konu olduğunu gösteriyor. Yaşlı bireylerin toplumsal hayata katılımını artırmak, onlara üretken ve güvende hissettirecek imkanlar sunmak, devletimiz için ertelenemez bir sorumluluk haline geliyor. Aksi halde, önemli bir nüfus kesiminin hayattan kopma riskiyle karşı karşıya kalması kaçınılmaz görünüyor.
Öte yandan, sayılara ihtiyaç duymadan da fark edilen bir gerçek var: Kuşaklar arası bağlar zayıflıyor. Oysa bir dede ile torun arasındaki bağın muhkem olmasının manevi boyutu da vardır. Bu bakımdan, yaşlılara gösterilen ilginin ve ihtimamın azalması, sadece bireysel değil, toplumsal bir eksilmeye işaret eder.
"Yaşlılık aynı zamanda bir kabul sanatıdır," diyor psikolog Hümeyra Yabar. İnsan, zamanla değişen bedenini, yavaşlayan ritmini ve sadeleşen beklentilerini kabullenir. Bu kabulleniş, aslında bir tür iç olgunluk halidir.

5