Ülke duyan için çığlık atıyor

Gülistan'ın 6 yıl sonra açılan dosyası, terörle mücadele bahanesiyle devlet bürokrasisinin nasıl mafyalaştığını ortaya çıkarırken, sistem gerçekten 'meşru sınırları aştı' mı yoksa krizin kökleri daha derinlerde mi?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, 1990'lerden beri bürokrasiye giren kuşağın 15 Temmuz sonrası FETÖ mücadelesini kalkan yaparak devlet sistemini mafyalaştırdığını; Gülistan Doku cinayeti, Maraş okul katliamı ve Ayhan Bora Kaplan davası üzerinden bu çürümeyi gösterdiğini iddia ediyor. Sorumsuz ve hesap vermeyen bir güvenlik rejimine bağlı olarak yaşanan trajedilerin, sistem bütün olarak meşru sınırlara çekilmedikçe sonlanmayacağını vurguluyor. Ama bu sorunları yaratan yapısal eksiklikleri iktidara mı, yoksa derin devlet mekanizmalarının uzun vadeli kontrolüne mi atfetmek gerekir?

Damla suya düşüyor. Şair yayılana şiir, fikir adamı teori arıyor. Türkiye aynı anda üç olayı birden konuşuyor. Aslında bağlantısız görünüyor. Ancak doğada boşluk ve ilgisiz varoluş yoktur. Parçalar bütün içinde bir yer tutuyor.

İlki Tunceli'de. 6 yıldır aranan Gülistan Doku soruşturmasında açığa çıkan itiraflar ve delillerin ardından dönemin Tunceli valisinin oğlu Mustafa Türkay Sonel tutuklandı. Vali ise gözaltına alındı. Oğul Sonel'e yapılan suçlama Gülistan'ı öldürmek. Baba Sonel ise valilik yetkilerini kullanarak cinayeti örtbas etmekle suçlanıyor. Cinayette kullanıldığı söylenen silahtan delillerin karartılmasında kamu görevlilerinin rolüne kadar savcılığın iddiaları bürokraside bir tür çürümeyi işaret ediyor.

Elbette cinayet ve karartma hakkında karar verecek olan yargı. Ancak görünen bir köy var. Bundan tam 6 yıl önce. Gülistan'ın kayboluşunun 233. günü. Vali Sonel ise Tunceli'den alınmış, Ordu'ya gönderilmiş. Tunceli'de kadınlar Gülistan için basın açıklaması yapıyor: "Tuncay Sonel ve bazı kurum amirleri, Gülistan'ın intihar ettiği yönünde sürekli bir algı oluşturmaya çalışmışlardır. Gülistan'ı sudan çıkaracağı konusunda bize sözler vererek oyalamıştır. Sadece suya odaklı yürütülen çalışmalar diğer kanıtların toplanmasını da önlemiştir."

Tunceli'de kadınlar tam 6 yıl önce bugünkü hikâyeyi kelimesi kelimesine anlatmış ama onları kimse dinlememiş. Gülistan meselesi valinin keyfine bırakılmış.

TUNCELİ'Yİ YÖNETEN KEYFİYET

Keyfiyet tesadüf değil. 1990'lı yıllarda bürokrasiye giren Sonel, 2017 yılına kadar çeşitli ilçelerde kaymakamlık yaptı. 15 Temmuz sonrasında, Fethullahçı terörün tasfiye operasyonunun devletin kuralsızlığına dönüştüğü süreçte yıldızı parladı. 2017 Haziran kararnamesiyle vali oldu. Elbette kararnameyi hazırlayan dönemin İçişleri Bakanı Süleyman Soylu'ydu.

Sonel, Tunceli'de sadece valilik yapmadı. Bir başka kuralsızlıkla, görevden alınan belediyeye içişleri bakanı tarafından atanan kayyım olarak belediye başkanlığını da üstlendi. Şehirde ihaleleri de o dağıtıyor, kolluğu da o yönetiyordu. Yeni nesil Hızır Paşa olarak elini sıkmayı reddeden gençleri gözaltına aldırdığı haberlerini okuduk. Döneminin sorgulanması ise ancak o gittikten sonra oldu. Belediye, ardından yaptığı incelemelerde, dağıttığı ihalelerde usulsüzlükler buldu. İçişleri Bakanlığı kendi bürokratının soruşturulmasına izin vermedi. Dosyası Danıştay'a gitti. Danıştay, tarihte ilk kez bir kayyım hakkında oybirliğiyle soruşturma izni verdi.

Uzatmayayım.

Gülistan'ın 6 yıl sonra açılan dosyası, Vali Sonel'in sözümona terörle mücadele ederken Tunceli'yi nasıl idare ettiğini de gösteren bir hale dönüştü. Nitekim gözlerin çevrildiği Süleyman Soylu, gelinen noktadan rahatsızlığını açıkça ortaya koyacak bir açıklama yapmak zorunda kaldı.

POLİS EVİ CEPHANESİ

Aynı günlerde Maraş'taki okul katliamını konuştuk. Katil 14 yaşındaydı. Elinde oyuncak olması gereken çağdaydı. Ancak onun yerinde beş tane ağır silah vardı. Tuhaf olan, silahların polis olan babası Uğur Mersinli'ye ait olmasıydı. Baba, 1990'lı yıllarda genç bir polis iken çete bağlantılarıyla yargılanmış, meslekten atılmış, sonra geri dönmüştü. Onun da yıldızı tıpkı Sonel gibi 15 Temmuz sonrası atmosferde parladı. Diyarbakır'da istihbarat şube müdürlüğü yaptı. Siyasetle içli dışlı olduğunu gösteren fotoğrafları olaydan sonra çıktı. Eşinin memleketi Maraş'a erkenden tayin oldu. Okulda katliam yapan oğlunun eline silah vermiş, poligonda atış yaptırmıştı. Evi cephanelik gibiydi. Kendisine verilen polislik yetkisiyle yedi tane ruhsatlı silah, yetmedi iki tane de av tüfeği almıştı. Sözümona istihbaratçı, silahları koyduğu sandığı herhalde kimse bulamasın diye, sosyal medya profil fotoğrafı yapmıştı! Okul katliamı, polise verilen ruhsatlı silahlarla yapıldı.

BAŞSAVCIYA MAFYATİK HEDİYE

Üçüncü konuştuğumuz mesele, Ankara'da görülen Ayhan Bora Kaplan davası. 15 Temmuz gecesi ellerinde devlete ait olduğunu söyledikleri uzun namlulu silahlarla Süleyman Soylu ile birlikte TRT önünde beliren, Ankara'da 15 Temmuz sonrası kimi polislerin himayesinde hızla büyüyen Kaplan grubuna Soylu'nun gidişinin ardından operasyon yapılmıştı. Operasyon adeta devlet içi savaşa dönüştü. Kaplan'a operasyon yapan polisler, operasyon içinde operasyon yapılarak tutuklandı. Ardından Kaplan'a operasyon yapan polislere operasyon yapanların aslında kumpas kurduğu, Kaplan'ı kurtarmaya çalıştığı ortaya çıktı. Bunun da iddianamesi yazıldı.