Daha önce hiç şiir yazdı mı, bilmiyorum. Ama okuduğum tek şiiri şöyle başlıyor:
"Güç sende,
Kudret sende,
SANIRSIN.
Yalan dünyanda,
NEREYE KADAR"
Sanki kendisini öldürenlere seslenmiş gibi. Kâşif Kozinoğlu'ndan söz ediyorum. Kendisiyle hiç tanışmadım. Hiç elini sıkmadım. Hiç gözüne bakmadım. Ama aynı örgütten olduğum suçlamasıyla adlarımız alt alta yazıldı. Aynı davanın sanığı olduk. Aynı cezaevinde yattık. Gelgelelim...
22 Kasım 2011 tarihinde ilk duruşmamıza çıkabilseydik tanışabilecektik. O duruşmaya tam 10 gün kala, 12 Kasım'da şüpheli bir şekilde hayatını kaybetti. Son anlarının tanığı koğuş arkadaşları Hasan Ataman Yıldırım'ın ve Hasan Atilla Uğur'un anlattıklarına bakıyorum. O gün fenalaşana kadar düzenli spor yaptığını, bir şikâyetinin olmadığını söylüyorlar. Öyle ki Kozinoğlu öldüğü günün gecesinde, hasta yatağında yatan ve ölmesi beklenen Hasan Atilla Uğur için sabaha kadar nöbet tutmuş. Uğur'un ölmesi beklenirken Kozinoğlu ölüme gitmiş.
O TELEFONLA HER ŞEY DEĞİŞTİÖzgeçmişini dava belgelerinde kendisi anlatıyor.
1976 yılında Kara Harp Okulu'ndan mezun olmuştu. Sonrasında özel kuvvetler komutanlığının tim komutanlığında istihbarat subaylığı, istihbarat şube müdürlüğü, eğitim öğretim grup komutanlığında görev yapmıştı. Terörle mücadelede görev aldı. atışmalara girdi, işitme kaybı yaşadı, gazi oldu. 1995'te bu görevden emekli olduktan sonra kendi isteğiyle MİT'e girmişti. Sürekli yurtdışında görevlerde bulunmuş, Suriye, Bosna Hersek, Afganistan gibi zor coğrafyalarda MİT adına görev yapmıştı. Eylül 2010'da kendisiyle çalışmaz diye düşündüğü dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın kararıyla Asya Bölgesi'ne başmüşavir olarak atanmıştı. Görev yaptığı 16 yılın sonunda layık görüldüğü nişan, rütbe ve takdirnameler söylediğine göre MİT Müzesi'nde duruyordu.
Buna rağmen...
Afganistan'da Mart 2011'de aldığı telefonla hayatı değişti. "Zekeriya Öz ifadeni alacak, Türkiye'ye dön" diyorlardı. Hazırladığı savunmasında "MİT görev verir, ben de yaparım" diyen Kozinoğlu bu emri de sorgulamadı. Geldi, Zekeriya Öz'e ifade verdi, tutuklamaya sevk edildi, 10 Mart'ta tutuklandı.
SAHTE BELGEYLE KUMPASOna yapılan görünür suçlama benim de aralarında bulunduğum gazetecilere belge sızdırmaktı. Buna dayanak olarak Barış Pehlivan'ın bilgisayarında bulunan "Koz" isimli dijital word sayfası ve not gösteriliyordu: "Rusya ve Özbekistan'daki cemaat operasyonları hakkında Kozinoğlu'ndan gelen belgeleri mutlaka gündeme taşıyalım. Kozinoğlu'ndan gelen diğer belgeleri de değerlendirelim."
Yılların istihbaratçısını Afganistan dağlarından indirip hapsetmek için sözde bir dijital sayfaya göstere göstere adını yazmak yetmişti! Bilirkişiler bu notların bilgisayarlara virüs yoluyla sokulduğunu raporlarına yazdı. Kozinoğlu da verdiği ifadede davadaki gazetecilerin hiçbirini tanımadığını, kendisine kumpas kurulduğunu anlattı. MİT de dava dosyasına yolladığı yazıyla söz konusu belgelere Kozinoğlu'nun erişemeyeceğini söyledi:
"Güvenlik İstihbaratı Başkanlığı emrinde görevli olmayan Kâşif Kozinoğlu'nun, bu başkanlığa ait yetkili olmadığı herhangi bir dokümana müsteşarlık bilgi sistemlerinden erişim imkânı bulunmamaktadır."
FETÖ'NÜN ÖNÜNDEKİ ENGELBütüne bakıldığında bir fotoğraf ortaya çıkıyordu. Belli ki polisin, yargının, ordunun her hücresine giren FETÖ; MİT'in kapılarını zorluyordu. Kozinoğlu'nu karşılarındaki engellerden biri olarak görüyorlardı. Orta Asya'da görev yapan Kozinoğlu, bulunduğu bölgede ABD'nin istasyonu olarak çalışan FETÖ'nün belli ki ana düşmanlarından biriydi. Nitekim bugün tutuklu olan Enver Altaylı'nın Fethullah Gülen'e yazdığı ve yıllar sonra ortaya çıkan mektup Kozinoğlu'nun neden hedef alındığını çok net anlatıyor: "Şenkal Atasagun'un Özbekistan görevlisi olarak çalışan KâşifKozinoğlu, terfi ettirilmiş ve merkezi Taşkent'te bulunan Orta Asya istihbaratını koordine etmekle görevli büronun başına getirilmiştir. Okulların kapatılma sürecinde en büyük ihanet payı adı geçen bu şahsa aittir."

15