Çocukluğumuzu bile çaldılar

Urfa'nın yüksek doğum oranı istatistikleri başarı gösterirken, sahada 13-14 yaşındaki kız çocuklarının hamile kalması ve devletin bu trajedileri görmezden gelmesi normalleşiyor—nüfus artışı acıya maliyeti var mı?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, çocuk istismarı ve erken hamilelik konusunda Urfa'daki sistematik ihmalin bir nüfus politikası sonucu olduğunu iddia ediyor. Sağlık bakanlığının aile planlaması birimlerini kapatması ve mobil sağlık ekiplerini çekmesi, kırsal alanlardaki çocuk gebelikleri ile ensest vakalarının gizlenmesine olanak tanımış. Yargı sistemi takipsizlik kararlarıyla bu trajedileri örtbas ederken, resmi istatistikler sevindirici görünen nüfus artışı rakamlarını saklıyor—devlet nüfus artışını gerçekten öncelik mi saymış, yoksa sadece sonuçları görmezden gelişmi?

ocukluk, insanın büyümek zorunda bırakılmadığı çağda yaşanır. Bugün 23 Nisan. ocuk Bayramı. Cumhuriyeti kuran vizyon, ulusal egemenliğin sembolü olan günü çocuklara armağan ederek, milletin geleceğine bir yol çizdiğini göstermişti.

Peki bugün

Bu köşeyi takip edenler biliyor. Baba tarafından Urfalıyım. TÜİK'in 23 Nisan'a doğru yayımladığı çocuk istatistiğine bakarken memleketim gözüme çarptı. Belki görmüşsünüzdür. TÜİK istatistiklerini gazeteler uyarı olarak verdi. Zira Türkiye'de çocuk nüfus oranı günden güne azalıyordu. 2025 verilerine göre Türkiye'de çocuk nüfus yüzde 24.8'e düşmüştü. Bu gidişle 2040'ta yüzde 17.9'u görecektik. İstisna ise Urfa'ydı. Zira Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi sonuçlarına göre, en yüksek çocuk nüfus oranına sahip il, yüzde 43.3 ile Urfa olmuştu.

OCUK ANNE PATLAMASI

İşte TÜİK rakamlarındaki Urfa mucizesini okurken ben Urfa'nın çocuklarıyla ilgili bir rapora bakıyordum. AB'nin finanse ettiği "Devletin Aile Planlaması Politikalarını İzleme Projesi" kapsamında hazırlanmıştı. ok taze, Nisan 2026 tarihliydi. "Şanlıurfa ve Gaziantep Saha alışması Raporu" adını taşıyordu. Kadın ve çocuk hakları üzerine çalışan gazeteci ve araştırmacı Meltem Suat, TÜİK gibi istatistiklere bakarak değil, üç senedir sahada dolaşarak bölgenin çocuklarının halini aksettirmişti. En önemlisi aile sağlığı merkezlerinde çalışan sağlık personeli ile mülakatlar yapmıştı.

Sonuç mu

Devlet, çocukları koruma konusunda hem idari hem yargısal olarak geri çekilmiş. Hamile kalan çocuklara değil, başka tarafa bakmış. Sonuçta çocuk yaşta doğumlar sıradanlaşmış.

Sayıları vereyim.

Eyyübiye'de yüzde 18- 21, Haliliye'de yüzde 14-16, Akçakale'de yüzde 12-15, Siverek'te yüzde 10-12 arasında çocuk yaşta doğum var. Meltem Suat, çocuk hamileliği gizleme yolunu da sıralamış. Buna göre kimlik takası (yetişkin bir akraba üzerine kayıt), kemik yaşı istismarı, kuma üzerine kayıt en bilinen yöntemler. Araştırmanın detaylarına göre çocuk doğumunun bir kısmı göç kaynaklı iken bir kısmı ise göçün de katkısıyla kırsala doğru çocuk doğumunun normalleşmesinden kaynaklanıyor.

DEVLET GÖRMEZDEN GELİYOR

15-18 aralığında olan da var, 10-15 yaş aralığında hukuken cinsel istismar suçu kabul edilenler de. Meltem Suat, sağlık personelleriyle yaptığı görüşmelere dayanarak "Gezici sağlık ekiplerinin sahadan çekilerek 'masabaşı' sisteme geçmesi kırsaldaki istismar vakalarını tamamen korumasız bırakmıştır" tespitine yer vermiş. Şu satırlar çok çarpıcı: "Saha çalışmasında, 70 yıl boyunca hiçbir resmi kaydı yapılmamış, 'hukuken var olmamış' bireylerle karşılaşılmıştır. Bu durum, devletin kayıt sistemindeki devasa boşluğun kanıtıdır."

Araştırma, çocuk istismarı davalarına yer vermiş. Buna göre kentte son iki yılda 1008 dosya açılmış. Dosyaların büyük çoğunluğu ise tavsıyor. Araştırmaya göre yüzde 54.8'i soruşturma aşamasında bekliyor. Yüzde 21.8'i yani beşte biri mahkemeye taşınmış. Yüzde 22.2'si hakkında ise rıza veya şikâyet yok denerek takipsizlik kararı verilmiş. Yani yargı yarattığı "cezasızlık ekosistemi" ile çocuk doğumunu olağanlaştırmış.

Sonuç olarak...

"Nüfus artışını sayısal başarı olarak gören" model, çocuk gebelikleri görmezden gelmeyi beraberinde getirmiş. Rapor, ortaya çıkan tabloyu rastlantısal bir hizmet aksaması değil, sistematik olarak idari ve yargısal geri çekilmenin sonucu olduğunu söylüyor: "Sağlık Bakanlığı'nın son 6 yıldır aile planlaması materyallerini kesmesi ve mobil sağlık ekiplerinin kırsal denetimlerini 'masa başı' faaliyetlere indirgemesi, bölgedeki çocuk gebeliklerini kamusal denetimin dışına itmiştir. Bu durum ensest ve çocuk istismarı vakalarının aile içinde gizlenmesine (kimlik kaydırma, evde doğum vb.) olanak sağlayan bir 'koruma kalkanı' işlevi görmektedir."

OCUK GÖZÜNDEKİ YAŞLILIK

Raporu okuyup bitirdikten sonra sahadaki araştırmacı Meltem Suat'ı aradım. Her şeyi şöyle özetledi: "Şanlıurfa ve Gaziantep'in tozlu köy yollarında, 'gezici sağlık ekipleri'nin uğramayı bıraktığı o 'gri bölgelerde' dolaşırken şunu anladım: Burada devlet, 1983'te kendi çıkardığı Nüfus Planlaması Kanunu'nu bir hayalete dönüştürmüş. Aile sağlığı merkezlerindeki o boş dolaplar sadece 'doğum kontrol aracı' eksikliğini değil, devletin kadın ve çocuk sağlığından elini nasıl çektiğini anlatıyor."