Bu dünyadan bir 'biz' geçti

İnsan "ben" doğar, yaşarken "biz" yaratır.

Geçen cumartesi, Özdemir Bayraktar için hazırlanan "Bu Dünyadan Bir Akıncı Geçti" belgeselinin gösterildiği salondaydım. ıktıktan sonra, gazeteci Toygun Atilla ile konuştuk. "Ne çeşitli insan vardı" diyordu. Haklıydı. Benim de tanıdığım Özdemir Bayraktar Milli Görüşçüydü. Ancak herkesle rahatça konuşabiliyordu.

Eve gidip onun için hazırlanan kitabı okudum. Üzerine düşündüm. Sahi, "çeşitliliğin nedeni" neydi

SOLCU SANILIP EVİ BASILDI

- Kitapta okudum. Evet, Milli Görüşçüydü. Hatta İHA'lardan vazgeçmemesi Erbakan'ın tavsiyesiydi: "Engellemeye rağmen yapmanız sizin üzerinize farz-ı ayndır." Ama geçmişte, en yakın üniversite arkadaşları farklıydı: "Özdemir Bayraktar, sosyalistlerin yoğunlukta olduğu bir arkadaş grubunda yer alacak ve onların arasında kendi kimliğiyle var olacaktı." Yine kitapla öğrendim, solcu olduğu zannıyla evi basılmıştı. Demek, soldaki çok kimseyle ortak değerleri vardı. Belki de salondaki çeşitliliğin nedeni buydu.

Prof. Dr. Necmettin Erbakan, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir Bayraktar ile birlikte SİHA projelerini inceliyor.

- Kuşkusuz mesele sadece sıra arkadaşlığı değildi. "Tam bağımsız Türkiye" sloganı, solun üzerinde yükseliyordu. Özdemir Bayraktar'ın da attığı bir slogandı bu. O yıllarda Amerikan 6. Filosu Türkiye'ye gelmişti. Filoya karşı eylemlerin merkez üssü, İTÜ Makine Fakültesi binasının da olduğu Gümüşsuyu kampüsüydü. Nitekim eylemler sırasında Gümüşsuyu'ndaki yurt basılmış, devrimci öğrenci Vedat Demircioğlu camdan atılarak katledilmişti. Kitapta anlatıyor: "Emperyalizm karşıtlığında birleştiği sosyalist arkadaşlarıyla birlikte 6. Filo'ya karşı çıkarlar. Özdemir Bayraktar, o yıllarda da milli olanın yanındadır. Ömrünün sonuna kadar sürdürdüğü tavır, üniversitede '6. Filo defol' diyen arkadaşlarıyla birlikte olmayı gerektirir." Emperyalizm karşıtlarıyla biraraya gelme fikri, belki de çeşitliliğin nedeniydi.

MİLLİ GÖRÜŞÜ BAYRAKTAR

Özdemir Bayraktar, eşi ve oğlu Haluk.

- Şimdilerde nargileyle, lüks arabayla, tespih koleksiyonuyla ya da sosyal medyacılıkla hobi geliştiren kuşaktan farklıydı. Eşi Canan Hanım, İstanbul Üniversitesi ekonomi mezunuydu. Eski kartlı bilgisayarlarda muhasebe programı yazmayı öğrenirken, Sınai Kalkınma Bankası'nda çalışıyordu. Sanatla, özellikle resimle ilgiliydi. Özdemir Bayraktar ise yüzmeye, dalışa, rüzgâr sörfüne özellikle maket yapımına meraklıydı. Belki de neden buydu.

- Elbette hep siyasetle ilgiliydi. Ama siyasete rozetle girdiği yıllar sınırlıydı. 1990'da resmen Refah Partisi'ne üye oldu. Görevler aldı. Milli Görüş'teki kırılmada Erdoğan-Gül-Arınç'ın başını çektiği ekibe karşı tavır aldı: "Milli Görüş tarihinin belki de en önemli yol ayrımı olan Gelenekçiler-Yenilikçiler ayrımında Gelenekçiler saflarında yer aldı." Hayatının sonuna kadar Erbakan çizgisinde olsa da Fazilet Partisi'nin kapatılmasıyla siyaseti hayatının merkezinden çıkarmıştı. eşitliliğin nedeni belki de buydu.

'KANDIRILMAYAN' BAYRAKTAR

- Laboratuvarda yaptığı ilk insansız hava araçlarının sahadaki sonuçlarını denemek için Gabar Dağı'nı seçmişti. O gün Bayraktar'a üssün kapılarını açan isim Şırnak Altıncı Motorlu Piyade Tugayı Kurmay Başkanı Mustafa Köseoğlu'ydu. Zor koşulların yoldaşlığı belgeselde var. Ancak... 2012 yılının nisan ayında Köseoğlu, tutuklandı. Hem de 28 Şubat kumpas davasında. O gün iktidarda bulunan ittifak kumpasın arkasındaydı. "28 Şubat mağduruyum" diye bir sürü kişi ortalığa dökülmüş, operasyonları destekliyordu. İstese, Milli Görüşçü Özdemir Bayraktar da bunu yapabilirdi. Ama yapmadı. Zaten Erbakan da askerlere karşı açılan davalara erkenden tavır almıştı. Köseoğlu, belgeselde yaşadıklarını şöyle anlattı: "Mamak Cezaevi'nde beni ilk ziyarete Özdemir Bey geldi. Peşinden Selçuk Bey geldi. İnsanlar sizden uzaklaşırken bu çok önemli bir şeydi. Beni defalarca Mamak'ta ziyaret ettiler." Köseoğlu hapisten çıktıktan, emekli edildikten sonra da aralarındaki hikâye bitmedi. Köseoğlu, bugün Baykar genel müdür yardımcısı. Salondaki çeşitliliğin nedeni belki de buydu.

"Münferit" demeyin...

- Belgeselde konuşanlardan biri emekli Orgeneral Ergin Saygun. Sebepsiz değil. İHA yapılıyordu ama anlatılana göre başarısına inanan azdı. TB1'in uçmasına izin verilmiyordu. Sonu Vecihi Hürkuş'un uçağı gibi mi olacaktı Kitaptan devam edeyim: "Ergin Saygun Paşa, Baykar ekibine Keşan Havalimanı'nı kullanma iznini verir. Nihayet Bayraktar TB1'in ilk uçuş denemesi 8 Haziran 2009 tarihinde gerçekleşir." Devamı sürpriz olmadı. Saygun, Balyoz'dan tutuklandı. Cezaevinde ölümle dans etti. Neredeyse 10 saat süren bir kalp ameliyatına alındı. Devamını Ergin Paşa belgeselde anlatıyor: "Hastane, hapishane, mahkeme sürecinde ne beni ne ailemi yalnız bıraktı. Ameliyat geçirdiğimde sabaha kadar çocuklarımla, eşimle beraber sabaha kadar bekledi." Belki de neden buydu.