Taş yere düştü deriz de yerçekiminden pek bahsetmeyiz.
Gazeteciler, sendikacılar, sivil toplum önderleri derken sonunda sıra hicivcilere kadar geldi. Tek tek konuşuyor olsak da hapishanelerin tıka basa insanla doldurulmasının bir sebebi var.
Şöyle anlatayım...
Gündemin hay huyundan pek konuşmadık. Ama geçen haftanın önemli meselelerinden biri MHP lideri Bahçeli'nin "Askeri hastaneler yeniden açılsın" teklifiydi. Tam bu sırada benim elime de bir tebligat ulaştı. Açıklama ile tebligat birbirini tamamlıyordu.
Sorumu sorarak başlayayım: Bahçeli haksız mı Elbette haklı. Ama ortada tuhaf bir durum var. Zira askeri hastaneler 15 Temmuz'dan sonra bizzat bu hükümet tarafından kapatıldı. Kökü Osmanlı'ya dayanan askeri sağlık sistemi Cumhuriyet tarafından modernleştirilerek sürdürülürken hükümet nedense bu birikime darbe vurdu. Sorsanız FETÖ sızıntısı diyorlardı. Mesele sızıntı ise başta Gülen'in maaşını aldığı Diyanet'i tartışmak gerekiyordu. Ama yok. Öyle olmadı. Askeri hastanelerden askeri okullara sadece modernleşmenin sonucu olan kurumlar hedef alındı.
Bu sırada elime gelen evrak "İşte bu" diyordu.
MAHKEMEYE GELEN EVRAKBir hatırlatma...
Geçen yıl 21 Nisan'da bu köşede okudunuz. "Hava kuvvetlerindeki turbun büyüğü" başlığını atmıştım. Özetle... İstanbul Yeşilyurt'ta çok kıymetli bir arazide bulunan Hava Harp Okulu'nun İzmir'e taşınmak istendiğini, ardından Yeşilyurt'taki arazinin inşaata açılma niyetinin olduğunu yazmıştım. Buna Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu'nun karşı olduğunu söylemiştim. Derken... Milli Savunma Bakanlığı beni savcılığa şikâyet etti. Böyle bir durumun olmadığını söylerken "halkı kin ve düşmanlığa tahrik" dahil beş ayrı suçlamada bulundu. Hukuk bu haldeyken bile bu kadar dava açılması tuhaf olurdu. Bakanlığın açıklamasına dayanarak "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yaymak" suçlamasıyla iddianame yazıldı. Hapis istemiyle yargılanmaya başladım.
Savunmam sırasında habere sahip çıktım. Öte yandan kimin haklı olduğunun anlaşılması için TSK arşivinden varsa yazışmaların istenmesini talep ettim. Hâkim sağ olsun, kabul etti. Geçen hafta içeriği gizli olmayan iki yazışma mahkemeye geldi. İşte elime gelen buydu.
MEĞER TAŞINMASI İSTENMİŞÖnce ilki...
17 Aralık 2024 tarihliydi. Şaşırmayın, şöyle başlıyordu: "Hava Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Cemal Kadıoğlu tarafından Milli Savunma Üniversitesi Hava Harp Okulu Komutanlığı ile Uçucu Sağlığı Araştırma ve Eğitim (USAEM) Başkanlığı'nın Kaklıç (İzmir-iğli) yerleşkesine taşınması hususunda çalışma başlatılması direktifi verilmiştir."
Haberim daha ilk cümleyle doğrulanmıştı. Gerekçesi ise belgede detaylarıyla anlatılıyordu: Mevcut bina ve tesisler Harbiyelilerin ihtiyacını karşılamada yetersiz kaldığı, arazinin kışla gelişimine müsait olmadığından ilave bina ve tesis yapılamadığı, bu nedenle öğrenci alımının kısıtlandığı, olası İstanbul depremi göz önüne alınırsa eğitimlerde zorluklar yaşanma ihtimali, Eskişehir'de Yeşilyurt'tan ayrı bulunan USAEM Başkanlığı'nın uzakta olmasının sakıncalar yarattığı, Eskişehir ve Yeşilyurt'taki birleştirilerek İzmir'e taşınmasının faydalı olacağı...
Bu kadar değil. Yeşilyurt'ta ve Eskişehir'de boşalacak arazilerinin kıymet takdiri yapılarak evre ve Şehircilik Bakanlığı'na devri konusunda çalışma başlatılması da söylenmişti. Yani bu araziler muhtemelen inşaata açılacaktı.
AFYONCU'DAN SERT YANITDurum tam da yazdığım gibiydi. Ancak ikinci belgeyi görünce açıkçası "Bu daha büyük olay" dedim.
Milli Savunma Üniversitesi Rektörü Erhan Afyoncu, dokuz gün sonra, 26 Aralık 2024'te, hava kuvvetleri komutanının direktifine cevaben, tek sayfalık, net bir yanıt yazmıştı.
Önce kendisinin de Cumhurbaşkanı Erdoğan'a bağlı olduğunu söyledikten sonra bir yetki hatırlatması yapıyordu: "14 Kasım 2016 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla tüm harp okulları ile birlikte Hava Harp Okulu da Milli Savunma Üniversitesi'ne bağlanmıştır. Halihazırda yeni bir düzenleme yapılmamıştır."

13