Alican'ı yemeye karar verenler
Gazeteci Alican Uludağ sosyal medya paylaşımlarından 19 yıl hapis cezasıyla yargılanırken, savcılık kendisinin attığı iddiayı Alican'a suçlama olarak yazabilir mi?
Yazar, tutuklanan gazeteci Alican Uludağ'ın iddianamesini analiz ederek, suçlamaların somut hakaret içermediğini, işbu iddianamenin hukuki standartları taşımadığını ve 13 ay boyunca savcıların göz ardı ettiği paylaşımların aniden soruşturulmasının siyasi motivasyon gösterdiğini iddia ediyor. Yazarın temel argümanı, adalet sisteminin kanunları kimler tarafından tutulduğuna göre farklı şekilde uyguladığı yönündedir. Ancak, iddianamede yer alan eleştirilerin gerçekten hukuki süreçte nasıl değerlendirilmesi gerektiğini mahkemeler mi, kamuoyu tartışması mı belirlemeli?
Kanunların nasıl uygulandığını anlamak için kimin elinde olduğuna bakmak gerekir.
Sabah adliyede kalkıyordu, akşam adliyede yatıyordu. Cumhuriyet'ten yetişen gazeteci arkadaşımız Alican Uludağ'dan bahsediyorum.
Aslında bir süredir hedefteydi. "Suyun ısındı" diyenler oluyordu.
Kurt kuzuyu yemeye karar vermişse bir bahane bulunur. Öyle de oldu. Haberlerinde bulunamayan bahane sosyal medyadan bulundu. 19 Şubat'ta gözaltına alındı. 20 Şubat'ta hapse kondu.
Geçen hafta kabul edilen iddianamesi ise önümde duruyor.
İddianamedeki suç listesine bakarsanız yok yok: "Zincirleme şekilde cumhurbaşkanına alenen hakaret, zincirleme şekilde yanıltıcı bilgiyi alenen yayma, zincirleme şekilde Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devleti'ni, Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılama."
Sadece sosyal medya mesajlarına istenen ceza cinayet sanıklarından daha fazla. 19 yıl 4 ay 15 güne kadar çıkıyor. Belli ki suçlama kabartılarak Alican hapiste tutulmaya çalışılıyor.
13 AY KİMSE FARK ETMEMİŞ!Daha ilk sayfada bir manipülasyon var. Alican'ı "halka yanıltıcı bilgi vermek"le suçlayan savcı, "suç yeri"nin karşısına "İstanbul" yazmış. Oysa Alican, Ankara'da yaşıyor. Mesajlarını Ankara'dan atmış. Alican'ı "halkı yanıltma" ile suçlayan savcı, "Peki neden İstanbul'da soruşturma açıp yargıladınız" sorusuna cevap veremediği için, apaçık bir "yanıltma" yapmış. Hayır, bu benim şahsi fikrim değil. İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi de iddianameyi kabul ettikten sonra "Suç yeri Ankara" diyerek dosyayı Ankara'ya gönderdi. Kısacası mahkeme de "savcının yanıltıcı bilgisi"ni reddetti.
Suç tarihi de kabarık.
Hayır, Alican çok adam vurduğu için değil. Her sosyal medya paylaşımı ayrı ayrı suç kabul edildiği için: "28 Ocak 2025, 2 Nisan 2025, 12 Mayıs 2025, 31 Mayıs 2025, 10 Haziran 2025, 9 Temmuz 2025, 16 Temmuz 2025, 6 Ağustos 2025, 25 Eylül 2025, 11 Kasım 2025, 2 Ekim 2025, 3 Ekim 2025, 15 Haziran 2025, 11 Temmuz 2025, 31 Temmuz 2025, 3 Ağustos 2025, 4 Eylül 2025, 16 Ekim 2025, 23 Eylül 2025, 19 Şubat 2026."
Özellikle tek tek yazdım. Savcıya göre Alican, ilki 28 Ocak'tan başlayarak 13 ay boyunca 19 yıllık suç işlemiş! Gelgelelim 13 ay boyunca Ankara Adliyesi'nin savcıları her gün okuduklarını bildiğimiz Alican'ın "suçlarını" fark etmemiş! Hatta, cumhurbaşkanının Facebook'taki teyzelere bile dava açan kılı kırk yaran avukatları da 13 ay boyunca fark etmemiş! (Alican tutuklandıktan sonra şikâyetçi olmuşlar) İstanbul'daki bir savcı aniden aydınlanma yaşayarak "Ya bu Alican ne böyle" diyerek harekete geçmiş! İnanırsanız iddianamede öyle yazıyor: "19 Şubat 2026 tarihinde cumhuriyet başsavcılığımızca şüpheli hakkında resen soruşturma işlemlerine başlatıldığı..." Hatta bu "resen soruşturma" öyle kendinden emin, öyle çabuk ki... Bir gün içinde soruşturmada harekete geçmeyi, Ankara'da gözaltı ve aramayı, İstanbul'da sorguyu, mahkemeye sevki, hapishane yolculuğunu bitirmiş!
Eğer bu yazılanlar sizi tatmin etmediyse (ki beni etmedi) olan şey açık: 19 Şubat günü, Alican Uludağ için harekete geçmeye karar verildi. Tutuklanması için sebep yoktu. Sosyal medya mesajlarından yaratıldı.
Hafta sonu Ankara'daydım. Gidene kadar düğmeye basan parmak konusunda şüphelerim vardı. Ankara'da gördüm ki herkes son dönemde adalet bürokrasisinde koltuklara yeni oturan isimleri işaret ediyor.
Gelelim iddianameye...
'MAFYANIN POLİSLERİ' SULAMASIDokuz sayfalık iddianamede Alican'ın suçu yok. Hayır, suçlamalar yok demedim. Suçu yok. okça çıktığım mahkemelerde hâkimlere bunu anlatıyorum.
Eğer bir savcı, örneğin cumhurbaşkanına hakaret gibi bir suçlamada bulunuyorsa hangi ifadenin hakaret olduğunu açıkça anlatmalı. Hatta ifadenin hakaret dayanağını (örneğin Yargıtay içtihatları) referans vermeli. Bunu yapmıyorlar. Alican'ın iddianamesinde olduğu gibi... Sayfalar dolusu paylaşımı yazıp altına suçlamaları ekleyip iddianame yollanıyor. Bu şekilde iddianame yazmak için hukuk fakültesi okumaya gerek yok. İyi bir lise mezunu da çoğunluğu kopyalama ve yapıştırmalardan oluşan böyle bir iddianameyi yapabilir.
Örnek olsun.
"Bardağı taşırdı" denilen son gün, yani 19 Şubat paylaşımı iddianamede şöyle yer alıyor: "Mafyanın sadece üyeleri yok; aynı zamanda siyasetçileri, bürokratları, hâkimleri, savcıları ve polisleri var..." Sert bir eleştiri. Ama hakaret yok. Hatta gerçek. ünkü son dönemde birçok operasyonda mafyayla işbirliği yaptığı iddiasıyla kamu görevlileri suçlamaya maruz kalıyor, soruşturuluyor hatta yargılanıyor. Üşenmeyip Alican'ın sosyal medya hesabına baktım. 19 Şubat günü, bu paylaşımı, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı'nın resmi hesabından yaptığı açıklamayla yazmış. Zira Bakırköy Savcılığı, Casperlar suç örgütü soruşturmasında dokuz polis hakkında gözaltı kararı verdiğini duyurmuş.

4