5 Mayıs mutabakatı

atışmaları görmek için göz, uzlaşmaları anlamak için akıl gerekir.

Tam 19 ay oldu. Bahçeli ilk adımı DEM sıralarına el uzatarak atmıştı. Öcalan'ın çağrısından PKK'nin sembolik silah bırakma törenine, Meclis'in İmralı ziyaretinden komisyon raporuna... eşitli adımlarla ilerleyen süreç o günden sonra takıldı kaldı. 27 Mart 2026'yı kastediyorum. Öcalan, DEM, devlet yetkililerinin aynı anda oturduğu masa son kez o gün kuruldu. Sonra adeta bir el "süreç" kâsesini derin dondurucuya kaldırdı. Bir daha gören, duyan olmadı.

Sızan haberler işin "Öcalan'ın statüsü" ve "yasal adımlar"da kilitlendiğini söylüyordu. Belli ki Ankara-İmralı-Kandil hattında anlaşmazlık vardı. Dondu mu, bitti mi, çöktü mü derken...

Geçen salı, gözlerimizin önünde, sürecin tıkanan damarı Ankara'dan Kandil'e, iktidardan muhalefete uzanan hat içinde açıldı.

PKK: SÜRE DONDU!

Aslında tabloyu en net oradan duyduk. Murat Karayılan, 30 Nisan'da, PKK'nin yayın organı ANF'de askeri üniformasıyla belirdi. Röportajda "halk savunma merkezi komutanlık üyesi" olarak tanıtılıyordu. Bu "feshedildi" denen PKK'nin askeri kanadının adıydı. Belli ki niyeti süreç üzerine bir mesaj vermekti. 27 Mart görüşmesinden beri Öcalan'dan haber alamadıklarını söylüyordu. "Anlaşıldığı kadarıyla bu görüşmede gündeme gelen ve tartışılan konular ekseninde iktidar ve devletin üst katı nezdinde sürecin dondurulmasına yol açacak bir sonuca varılmıştır" dedi. Israrla sorulan soruya tekrar cevap verdi: "Evet, şu an itibarıyla süreç dondurulmuştur."

"Yasal bir güvence olmadan" silahlarını bırakmayacaklarını söylüyordu. "Silahsızlanma süreci" de ancak Öcalan yönetirse olur diyordu: "Bizler, bu süreci yönetemeyeceğimizi ifade ettik, bu süreç başka bir şekilde yürümez. (...) Apo'nun bir statü sorunu vardır. Statüsünü netleştirmek gerekiyor. Açık söylemek gerekirse, Apo'nun fiziki özgürlüğü olmadan bu sürecin gelişme şansı yoktur."

Sürecin açık ki devlet adına en önemli meselesi PKK'nin elinden silahın alınması. Karayılan'ın sözleri, net olarak gösteriyor ki bu durum PKK için "Öcalan'ın statüsü" şartına bağlanmış durumda. "Statüsüz Öcalan", sürecin bitmesi demek.

BAHELİ STATÜ DAMARINI ATI

İşte salı günü, bu "statü sorunu"na yine Bahçeli'nin ittirmesiyle bir çözüm bulunmuş görünüyor. Bahçeli'nin suni teneffüsü açıkça statü tıkanmasını kıracak şekilde: "Öcalan'ın statü meselesinin konuşulması da daha önce ifade ettiğimiz gibi, bizim açımızdan önemlidir. Bu mesele yokmuş gibi davranarak sürecin sağlıklı işlemesi mümkün değildir. (...) Öcalan için statü açığı varsa; bu açık Türkiye Cumhuriyeti lehine, terörsüz Türkiye hedefinin başarısına hizmet edecek biçimde ele alınmalıdır. (...) Bu tartışmalara son vermek için bunun adının 'barış süreci ve siyasallaşma koordinatörlüğü' olmasını öneriyorum."

Tıkanmanın "bu tarafta"ki muhatabı kimdi Bahçeli, satır arasında "Ben değil o" diyerek işaret etti: "Kabine, bürokrasi ve Cumhur İttifakı unsurları aynı hedefe bakmalı, aynı istikamete yürümeli, aynı tarihi sorumluluğun ağırlığını taşımalıdır. (...) Türkiye'nin iç siyaseti ve terörsüz Türkiye vizyonu küçük hesaplara, günlük çekişmelere ve dar parti menfaatlerine sıkıştırılamaz".

Belli ki Cumhur İttifakı'nın diğer kanadı, statü sorununa ayak sürüyordu. Bunun nedeni de elbette iktidarı kaybetme korkusuydu. "Dar parti menfaati" başka ne olabilirdi

Bahçeli'nin sözlerini, aynı gün, DEM Parti lideri Tuncer Bakırhan tamamladı: "Bahçeli'nin grup toplantısında statü ve yasal adımlar atması konusunda ortaya koyduğu çerçevenin altına imza atıyoruz."

BUTLAN İKNA SOPASI GİBİ

Elbette iktidarın iktidar korkusunun ana kaynağı muhalefet. İşte bu yüzden de sürecin siyasi yükünü muhalefetle paylaşmak istiyor. Haliyle karar mercisi olmasa da ana muhalefet bir kabul mercisi. ok değil, iki hafta önce, Mansur Yavaş'ın "Bir karar almamız lazım" çıkışından sonra, CHP içinde "Süreç masasından kalkalım" diyenlerin olduğunu gördük. İşin ilginci eşzamanlı olarak sistematik şekilde "Butlan geldi geliyor" haberleri servis edildi. Belli ki CHP Genel Merkezi'ne bir sopa gösteriliyordu.