"1964-66 dönemini öğrenci, 1966-80 dönemini gazeteci olarak yaşadığım, İstanbul'daki kayda değer tüm gençlik, öğrenci-işçi olaylarının en göbeğinden tanıklıklarımı sizlerle paylaşmanın bir toplumsal sorumluluk olduğunu hep düşündüm. Cumhuriyet gazetesinde yayımlanmış, o tarihlere ilişkin haberlerin neredeyse tümünü kaleme almış, doğal olarak önünden arkasından olup bitenleri izlemeye çalışmış biri olarak, haber dilinde yeri olmayan tanıklıklar, ayrıntılarla birlikte yaşadıklarımı aktarmak görevim."
Dün kaybettiğimiz iyi insan, iyi abla ve iyi gazeteci Şükran Soner, "Bizim 68'liler" kitabının önsözünde böyle diyordu. Dün ayrıca yeni adli yılın açılış günüydü. Adaletsizliğe uğrayanların çığlığı tebriklere, vaatlere, dileklere karıştı.
Bu vesileyle... Bize onurlu bir yaşamın nasıl olabileceğini gösteren Şükran ablanın kitabından, bugünkü hukuksuzluklara benzer Madanoğlu davasına dair şu anısını aktarayım:
"18 Nisan'da, eski TMTF başkanlarından, uzun yıllar öğrenci eylemleri, siyaset içinde olan Ahmet Güryüz Ketenci ile evlendik. Maksadım özel yaşamımı bu kitaba taşımak değil. Ancak kiralık olarak tuttuğumuz evi ben bulmuştum. Gerçekten bir rastlantı olarak sonradan MİT'te önemli üst görevlerde olduğunu öğreneceğimiz, o tarihlerde hepimizin sıkı solcu bildiği öğretim üyesi Mahir Kaynak ile alt kat üst kat komşu olacaktık. (...)
(...) Tam tarihi iddianame kayıtlarında vardır. Evimizin, benim yemek hazırlamaya, konuk ağırlamaya yönelik zamanımın elverişli olması bağlantılı, 10 kişi geçmeyecek gruplar oluşturmayı gözeterek çok kalabalık olan akraba, dost çevresini geleneklerimize uygun evlilik yemeğine davet etmeye çalışıyordum. İlhan ağabeyi (Selçuk), yakın arkadaş olduklarını bildiğim Raif Ertem, Ali Sirmen başta, TÖS'ten Cengiz Ballıkaya'nın da olduğu bir grubun içine yerleştirmiştim. Yemeklerim hazırdı, yine de biraz gecikmeli işten döndüğüm için koşturarak merdivenleri çıkıyordum ki Mahir Kaynak kendi kapısının önündeki merdiven başında yolumu kesti. 'Hiç telaşlanma, güzel bir rastlantı, bana da ortak çevreden dostlar, Cemal Madanoğlu Paşa ve arkadaşları geleceklerdi. Ahmet'le senin yemekleri bizim eve, masaya taşıdık. Ortak sofra kurduk, konukları birleştirdik. oğu geldiler, sofraya oturdular bile. Ama hep erkek olduk. Siz iki Şükran konuklara hoş geldin dedikten, sofra açıldıktan sonra, çocukları alıp sizin kata çıksanız' dedi.
Doğrusu içimden çok bozulmuştum. Benim düğün yemeği konuklarımdı. Bizim çevrede 'çok erkek, az kadın' gibi bir kavram olabilir miydi Her nedense, kimbilir belki de yeni gelin olmanın baskısı altında itiraz edemedim. Denileni yaptım. (...)
EVLİLİK YEMEĞİ ÖRGÜT BELGESİ OLDU!
13