"Ben 'Yani siz kara para aklıyordunuz aslında' diye sordum. Sinan ampınar 'Evet öyle, telefonda çok şey oluyor ama ben tırsıyorum Murat Bey' diye cevap verdi. Ben de kendisine 'Tırsmayın, doğruyu anlatın' dedim. Bu görüşmenin videosunu ve deşifresini tarafınıza sunuyorum."
Murat Ağırel'in ifadesinden bir paragrafı okudunuz. Kendi ticari yararları için Murat'a haber yaptırmak isteyen Sinan ampınar'ın kendisi aslında şaibeli biriydi. Keza, karapara aklama suçunu işlediğini Murat'a itiraf ediyordu. Murat da haliyle ampınar'ın iddialarına titizlikle yaklaşıyordu. Bugün gazeteci dostumuz, sahte belge verdiğinden şüphelendiği o karaparacı adamın şikâyetiyle cezaevinde.
Meslekte çeyrek yüzyılım dolmak üzere. Ne iddialar ne belgeler ne kaynaklar gördü bu gözler. ok yangınla, kasırgayla, depremle sınandık. Tüm bunlar, deneyimi ve tedbiri de hayatımızın bir parçası haline getirdi. Öyle sınavlarla karşılaşırsın ki meslekte, gün olur bir kaynağın, ileride tuzağa düşürmek isteyeceği asıl haber öncesinde sırf güvenini kazanmak için sana bir olta attığını bile anlarsın. Hal böyle olunca, şüphe, başka mesleklerde olmayacak kadar bizim hayatımızın merkezindedir.
Murat da tam da bu şiarla çalıştı hep. Bugün konuşulan Sarıgül dosyasında da, onu hedefe sokan Gökçek dosyasında da... Ama işte mızrak çuvala sığmıyor. O kadar açık bir hukuksuzluk var ki, çıplaklığı ne yapsalar kapanmıyor, kapanmayacak.
Şimdilik, sadece iki konuya işaret edeceğim.
1- Almanya'dan gelip Murat hakkında şikâyetçi olan karaparacı Sinan ampınar adlı kişinin dediklerine "kesin doğru" muamelesi yapan bir yargı sistemi var. Yetmiyor, aynı yargı sistemi Murat'ın karşı hiçbir delilini dikkate almıyor. Bitmiyor, bir karaparacının şikâyetiyle Murat önce "karapara" sonra "örgüte yardım" ile soruşturuluyor. Sonunda da bir gazeteci delilsiz, olgusuz, ispatsız bir şekilde cezaevine gönderiliyor. Sahi, bu Sinan ampınar'ı kim size muteber gösterdi O muteber şikâyetçinizin suçlarını ve kim olduğunu soruşturmak neden aklınıza gelmiyor

10