Üstüme inşa ettikleri Silivri'den yazıyorum. Gazeteci olduğumu "Turkuaz Kart" ile kanıtlayabileceğimi ileri sürenlerle kavga ederek başladı gün. Olsun, önemi yok; gazetecilik bir şekilde akacağı yolu buluyor; bulduk, bulacağız. Duruşma salonunun dışındaki basın odasında Murat Ongun'u dinliyorum. İnternetin çok zor çektiği o havasız odada, Ongun'un savunmasından notları sosyal medyadan paylaşıyorum; büyük ilgi görüyor...
Düşünüyorum; bundan yaklaşık 18 yıl önce tanışmışız. O da Ergenekon kumpası şüphelisiydi, Zekeriya Öz görevde olmaya devam etseydi aynı davadan beraber tutuklanacaktık. Neyse ki olmadı; o siyasete girmeden önce çalışma arkadaşlığı da sonra rakı masası ortaklığı da yaptık.
ok kahkaha da attık, çok sitem de ettik. Dost sofralarında o da ben de birbirimize açık açık ne düşündüysek söyledik. Bana sık sık "Barış artık girme yahu içeri, yeter" derdi. "ok seviyorlar" der, gülerdim. Şimdi binlerce kez adının geçtiği iddianameyle "her kötülüğün başı" ilan edilmiş, ne güzel ki gazeteci titizliğiyle tüm iddianameye dair bir savunma yapıyordu.
Bir ara infaz koruma memurları geldi odaya. Havalandırmanın neden çalışmadığını anlattılar. Göz göze geldik, "Barış Bey sizi burada görmek ne güzel" dediler. Açık cezaevindeyken benden sorumlulardı. Hey gidi!
Neyse ki Furkan yanımda, laflıyoruz. Karabay... Kaç yıl oldu, aynı masaya oturmamışız. Yine birlikte haber yazıyor, Ongun'un savunmasındaki detayları tartışıyoruz. Bir ara kalktı, kantinden soğuk soda getirdi, sağ olsun. Halen çok zayıf. Kıskandım mı ne, yanımda getirdiğim zeytinli açmayı paylaşmak istiyorum; yemiyor. "Tabii, yakında evleneceksin" diyorum...
Murat Ongun'un sesinin titrediği, yutkunduğu anlara bakıyorum. Evlatlarından ve eşinden bahsederken oluyor hep. Eşi gözaltındayken yapılan ahlaksız teklifi anlatıyor. Sonra hatırlatıyor:
"Bu soruşturmada insan hakları ihlalleri yapıldı. Murat Kapki etkin pişmanlık ifadesi verirken, yan odada eşi ile tehdit edildiğini söyledi. Eşi olmasa da benzer bir uygulama itirafçı

13