Önce bazı rakamlar vereyim.
AKP'nin iktidara geldiği dönemin başlarında yani 31 Aralık 2002 tarihi itibarıyla hapishanelerde yaklaşık 59 bin 429 tutuklu ve hükümlü vardı. O yıl Türkiye'nin nüfusu yaklaşık 67 milyondu.
3 Mart 2025 itibarıyla ise Türkiye'deki cezaevlerinde toplam 398 bin 694 tutuklu ve hükümlü var. Bugün ülkenin nüfusu ise yaklaşık 85 milyon.
Yani...
AKP iktidarı süresince memleketin nüfusu yüzde 26.8 artarken aynı süreçte cezaevindeki insan sayısı yüzde 570 arttı.
Bir istatistik daha:
Madem bugünler darbe dönemleriyle karşılaştırılıyor...
12 Eylül darbesinin hemen ertesinde, yani 1981 yılında cezaevlerindeki insan sayısı 79 bin 786 idi. Ülke nüfusu ise yaklaşık 46 milyondu.
Bu da demek oluyor ki...
Darbe dönemindeki rakamlarla karşılaştırdığımızda, cezaevindeki insan sayısının nüfusa oranının bugün yaklaşık 3 kat arttığını anlıyoruz.
Bugün ülkedeki toplam 395 cezaevinde kapasite fazlası 98 bin 754 kişinin olduğunu da hatırlatayım. Yani cezaevinde yatacak yeri olmayan insan sayısı Bayburt, Tunceli ve Ardahan'ın nüfusundan bile fazla.
MEKTUPLARDA YAZANLARTüm bu rakamları şunun için derledim...
Meclis'e yakın zamanda yeni bir yargı paketi gelecek. Eğer taslak üzerinde yeni gelişme olmazsa politik davalardan hapiste olanların kalacağı ama adi suç mahkûmlarının özgürlüğüne kavuşacağı bir sürece gözümüzü açacağız.
Tam da bu süreçte, Türkiye Barolar Birliği (TBB) yeni insan hakları raporunu kamuoyuna duyurdu.
Raporun bir bölümü TBB'ye mahpuslar tarafından gönderilen mektuplardaki bilgilerden hareketle oluşturulmuş. İşte o bölümün sonucunda yazanlarla bitireyim:
"Mektuplarda, mahpuslar sorunlarını, şikâyetlerini ve kendilerine yönelik hak ihlallerini aktarırken bir meşruluk tartışması yapmakta ve uygulamaları en çok 'keyfi' uygulamalar olarak değerlendirdikleri için yerinde ve meşru bulmamaktadırlar. Bu deneyime eşlik eden ikinci çıkarım 'belirsizlik algısı' olarak ifade edebileceğimiz duygu durumudur. Örneğin ceza infaz kurumlarının ilgili kurullarının denetimli veya koşullu salıverme kararlarını alma sürecinde yaptıkları mülakatlarda sorulan sorular, bu haktan yararlanmanın tamamen kurulun subjektif değerlendirmelerine bağlı olduğunu göstermektedir. Hangi sözcüklerin bir mektupta yer almasının sakıncalı bulunup kendisine verilmeyebileceği, dışarıdan gelen hangi eşyaların hangi nedenlerle sakıncalı bulunabileceği konusundaki belirsizlikler, ne yaparsa başka bir ceza infaz kurumuna sevk edilebileceğini bilememe, kendisiyle ilgili verilen disiplin cezalarına yönelik itirazlarının yerinde bulunması halinde bile, bu cezalar nedeniyle infazının yakılıp yakılmayacağına dair belirsizlikler.

98