Türkiye'de yaşayan ve zaman geçiren herkesin her bilgisi internette satılır.
Tüm dünyada aranan uluslararası mafya liderlerine Türkiye'de vatandaşlık verilir.
Memleketin göbeğinde bir akademisyen kameralar önünde öldürülür.
Biz ise şunlarla mutlu edilmeye çalışılırız:
O bilgiler silindi, o mafya lideri yakalandı, o katil cezalandırıldı.
Halbuki, havuz problemi gibidir mesele. Siz musluğu kapamadan suyu boşaltırsanız fayda etmez. Zira, suyun akış gücü delikten boşalandan büyük, zemin de hep ıslak kalır.
Yani, siz tüm bu suçların devlet içindeki kaynağını ortadan kaldırmazsanız aslında o suçun sadece o günkü işleniş biçimini durdurursunuz. Haliyle, yöntem ve maşalar değişir ama suç işlenmeye devam eder.
Günlerdir Diyarbakır'da yaşanan Narin cinayetini ve ardındaki çürümeyi konuşuyoruz. Ailenin çakarlı lüks araçlarla ve silahlarla kurulan ilişkisini belgeliyoruz. Siyasetin, "tanırız" referansının nasıl bir sırra işaret ettiğini sorguluyoruz.
İşte bu tartışmaların yaşandığı günlerde, yine Diyarbakır'da, o köye 20 dakika uzaklıkta başka bir önemli gelişme yaşandı. 9 Eylül'de toplanan Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi Zerya Kuyumculuk dosyasında kararını verdi.
Takip edenler bilir, yıllardır bu davayı yakından izliyorum.
Diyarbakır'da altın üreten Zerya Kuyumculuk'un sahiplerinin 2020'de kaybolmasıyla başlamıştı. Onlar ki insanlardan aldıkları yüklü miktarda parayı ve altını işletiyordu. Dahası, Zerya Kuyumculuk'a varlıklarını teslim edenler arasında polislerden valilere, savcılardan hâkimlere kadar geniş bir "devlet görevlisi" de bulunuyordu. Lakin, hiçbiri şikâyetçi olmadı. Belli ki paranın kaynağının sorulmasından çekinenler vardı.

124