Düşün ki...
İşlemediğin bir suçtan, o sırada suç olmayan bir eylemden, suç olsa da zamanaşımına uğramış olaydan, dahası suçu işlediğini itiraf eden bir başka şüpheli varken tutuklanıyorsun.
Bir yanlışlık olmalı, "Bu kadar da olmaz herhalde" dediğin noktada, birden. Kendini yine seni tutuklayan hâkimin karşısında buluyorsun...
Ve o hâkim, "Sen bir de suç örgütü kurmuşsun" diyor, "Savcı seni sorgulamamış ama olsun" diyor, "Tamam, cezaevindesin ama belki kaçarsın" diyor. Ve seni yine tutukluyor.
Senin "Nasıl bir şey bu suç örgütü, avukatım nerede, ne bu suç örgütünün adı" sözlerin ise boşlukta dalgalanıyor.
Avukatlarının tahliye talebini okudum. Oradan bir alıntıyla bitireyim:
"Tutuklama talep yazısı ve kararında örgütün kimlerden oluştuğu, hiyerarşik yapısı, müvekkilimizin örgüt içerisindeki konumu, hangi amaç suçları işlemek üzere hareket edildiği, süreklilik ve elverişlilik unsurlarının hangi somut delillerle gerçekleştiği ortaya konulmadı. Müvekkilimizin ilk tutuklama kararına konu edilen eylemleri, 15 Eylül 2026 tarihli itiraz dilekçemizde maddi ve hukuki yönden ayrıntılı biçimde çürütüldü. Bu eylemlerden bağımsız herhangi bir yeni örgütsel faaliyet veya somut delil gösterilmedi."
Gazeteci Selahattin Günday'ın öyküsünü okudunuz. Sahi, MİT Başmüşaviri Kâşif Kozinoğlu'nu cezaevinde "kasten öldürme" soruşturması nasıl buraya geldi Bir şey var bu işte.
O İŞİLERE BERAATBundan yaklaşık üç yıl önceydi. Ekvador'dan Mersin Limanı'na gelen muz yüklü bir konteynerin soğutucu motor bölmesine gizlenmiş uyuşturucu, limanda çalışan iki görevli tarafından dışarı çıkarılacaktı. Ama aynı limandaki bir başka çalışanın ihbarıyla operasyon yapıldı ve 54 kilo kokain ele geçirildi. Tutuklanan 12 kişiden biri olan

19