Dünya yolculuğumuzla sınavdayız. Doğru veya yanlış yollar, rehberler, levha ve işaretlerle, sonuçlarıyla bildirilmiş, dilediğimizi tercihte/seçmede özgür bırakılmışız...
DOĞRU-YANLIŞ tercihlerimizle sınavdayız: "Doğru" tercihte kazanıyor, "yanlış" tercihlerde kaybediyoruz. Mutlak, şaşmaz "doğru" vahiyle bildirilen, vahye uygun doğrulardır. Aykırı olanlar da yanlışlardır. Doğru bilinmeden, yanlışlar bilinemez. Akıllar, yanılır, şaşırır. Bu sebeple, akıl, doğru-yanlış ölçüsü olamaz. Sana göre doğru olan, başkasına göre yanlış olabilir. Her şey, zıddı ile bilinir, tanınır, tanımlanır. Kelime ve kavramların anlamlarında farklılıklar olduğunda, uzlaşma zorlaşır, ihtilaflar çoğalır. Eğitimimiz, hukukumuz "milli" olmadığı için uzlaşamıyoruz. Doğruyu bilmediğimiz için, yanlışları doğru sanıyor ve savunuyoruz. Her şeyin bir ölçüsü var. Doğru ölçü de, sadece Yüce Rahman'ınkilerdir; insanlarınkiler değil. Hak-batıl, hayır-şer, yararlı-zararlı, güzel-çirkin, helal-haram, adalet- zulüm, iyi-kötü, ıslah-ifsad, tevhit-şirk vb. zıtlıkların seçimlerini, doğru yapanlar kazanacak; yanlış yapanlar da kaybedecek... Bu nedenle, dinimizi doğru bilmek sorumluluğundayız... Yanlış yollarda, doğru seçimler yapılamaz. Doğru bilgi olmadan; doğru inanç, fikir, ahlâk hüküm, eylem olamaz... Doğru bilgilerin, adil yasaların, hükümlerin, güzel ahlâkın, bütün güzelliklerin kaynağı Kur'an'dır...
Rahman (C.C.) kendi/doğru/hak yolu "İslam"a, şeytan da, "batıl"/yanlış yollara çağırır...( Fatiha/5-7, Enam/153, Yasin/60-61)
Yeryüzü; hilafet (adalet, imar) donanımı ve görevleriyle yaratılan "insan" ile düşmanı "şeytan" arasındaki "egemenlik" mücadelesinde savaş alanı. İnsan; "hilafet" görevi gereği, dünyada Rahman'ın vekili/ memuru olarak O'nun (C.C.) adına hükümlerini egemen kılacak (adalet, imar), düşmanı şeytanın egemenliğine (zulüm, ifsad) göz yummayacak, onlarla (insan ve cin şeytanları/ tağutlar) savaşacaktır. Adem'in (A.S.) çocuklarıyla, iblisin askerleri arasındaki savaş, insanın sınavı olarak, kıyamete/ölünceye kadar sürecektir. Rahman; sınav gereği, şeytanın egemenliğine izin vererek, "hizbullah" ile "hizbüşşeytan"ı ortaya çıkartıyor; safları ayrıştırıyor. Dünyamız; şeytanların/ tağutların zulmünün karanlığında... İnsanlık, can çekişiyorken. Biz; Rahman'ın veya şeytanın, hangisinin safında/kulluğundayız
DÜNYA; ihtiyaçlar ve sıkıntılar yurdu; ihtiyaçsız, dertsiz kimse yok. Nimet ve musibetlerle deneniyoruz. Muhtaç olmayan, her şeyi/ihtiyaçları ve karşılıklarını Yaratan, herkesin, her şeyin her an Kendisi'ne muhtaç olduğu (Samed, Ğaniy) sadece Allah Teala'dır. İhtiyaç ve sıkıntılarımız için, başkalarına yaklaşmayı gerekli görürken, bütün ihtiyaçlarımız için Kâfi olan (Zümer/36) Allah Teala'ya yaklaşmak/şükür/itaat yerine; nankörlük, isyan ve gafletle O'ndan(C.C.) uzak olmamız, akıl işi midir
Rahman'ın (C.C.) yeryüzündeki "hilafet" emanetine/adalet ve imar görevimize layık ve ehil/ sahip olamadığımız için, son üçyüz yıldır dünyamız, düşmanımız şeytanların/ tağutların zulmünde, ifsadında...

5