'Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin'...
Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun oyunu, kadınların söylediği ve söylemedikleri arasında gizli yaşamlarını ortaya koyuyor; peki tiyatro, sessizlikleri dile getirerek gerçekten iyileştiriyor mu?
Yazar, Eskişehir'de sahnelenen "Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin" oyununun, üç kadının yaşamını 35 yıllık zaman diliminde anlatarak kadınların çift sesliliğini (söyleneni ve bilinçte akıp gideni) ortaya koyduğunu belirtir. Bu alışılmadık anlatım tekniği ve sade yönetmenlikteki başarısı oyunu etkileyici kılmaktadır. Ancak tiyatronun bu türden bireysel travmaları dile getirmesi, toplumsal yalnızlığa gerçek bir çare olmaktan ne kadar etkili?
Eskişehir'deyim. İstanbul'dan daha mı güzel Başlığa bakıp aldanmayın. Yazacağım oyunun adı öyle hoşuma gidiyor ki kullanmaya doyamıyorum. Genç tiyatro yazarımız Murat Mahmutyazıcıoğlu'nun ödüllü oyunu bu. Daha önce okumuş olduğum yapıtla Eskişehir Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları'nın Genco Erkal Sahnesi'nde bir araya geldik. Erkal'ın anısını yaşatmak için geçen yıl açılan bu sahnede, Genco Erkal Emek ve Onur Ödülü'nün ilkini bana veriyorlar. ok sevinçliyim.
Epeyce yıldır Eskişehir'e gitmemiştim. Sanat hareketlerinin önemli bir bölümünün yer aldığı Odunpazarı bölgesinde bir Sanat Sokağı açılmış. Genco Erkal Sahnesi bu sokakta yer alıyor. Güzel bir girişi var. Genco'nun sözlerini içeren panoyu, oyunlarından birini canlandıran kabartmayı, Genco masklarını izleyerek 200 kişilik seyirlik alana geliyorsunuz. Genco artık bu salonda seyircilerle buluşuyor.
Sahnede düzenlenen kısa ama sıcacık ödül töreni düş gibi geçiyor. Artık oyun zamanı. Yerime geçiyorum.
"Sen İstanbul'dan Daha Güzelsin"i EBBŞT'nin kıdemli dramaturgu Sibel Arıcan sahneye koymuş. Oyun dekorsuz olarak sunuluyor. Giysi tasarımı Belgin Küçükdürüm, ışık tasarımı Soner Erdoğmuş, müzik Orhan Enes Kuzu imzasını taşıyor.
Ü KADIN, BİR YA DA OK ÖYKÜİzleyeceğimiz, üç kadın oyuncunun dillendirdiği, İstanbul'da geçen bir öykü. Daha doğrusu üç öykü. Ya da isterseniz birçok öykü diyelim. Kadın öyküleri... Üsküdar'da, Kadıköy'de, Şişli'de, daha birçok semtte, büyük olasılıkla birçok kez yaşanmış olan...
Oyun 1980 yılında başlıyor, 2015'te noktalanıyor. Doğrusal çizgide gelişen yedi farklı zaman dilimi bağlamında dillendiriliyor. Ne ki araya, yaşanmış anılar ile doğru dürüst anımsanmayan yaşanmışlıklardan parçalar girince öykü daha da başka zamanlara doğru genişliyor. İzleyebildiğimiz, oyun başında çocuk yaşta olan Melis'in (Bilge Büyükerşen) oyun sonunda meslek sahibi bir kadın olması, annesi Başak'ın (iğdem Altuğ) genç sayılabilir bir anneyken dul bir kadına dönüşmesi, anneanne Ayfer'in de (Özlem Boyacı) orta yaşlılıktan bakımevine uzanan yaşlanma süreci. Üç öykü bir araya gelince ortaya bütün bir yaşam çıkıyor.
Her birinin öyküsünde onları tam mutlu edememiş üç sıradan erkek vardır. Varlığı aranan ama çok sevilmeyen, kadınların yalnızlığına çare olamamış, kendi halinde erkekler... Hoş, kadınlar da birbirlerini yalnız bırakmışlar hep. İstediklerinden değil, başka türlüsünü beceremediklerinden... Bütün güzelliğine karşın, İstanbul da onları feraha çıkartamamış. Ayfer'in boğazda gezmeye götürdüğü ama çevreyi kirletenlere kızarak gezmeden vazgeçiverdiği anda, (çocuk) Başak'a dediği gibi: "Gel kız eve gidiyoruz, sen İstanbul'dan daha güzelsin."
İ SESLERİN SÖYLEDİĞİYLE ZENGİNLEŞEN ANLATIMBu üç kadını birbirine bağlayan sevgi ve/ya da sevgisizlik ve yaşamlarında mutlu olup olmadıkları, onların söylediklerinin ve söylemediklerinin arasında kalan bir yerlerde gizli. Mahmutyazıcıoğlu, metnini oluştururken bir karakterin söylediğinin ardından, yine o anda düşündüklerini ama söylemediklerini de dile getiriyor. Bir başka deyişle, karakterlerin yalnız "dışses"lerine değil, "içses"lerine de yer vermiş. Günlük yaşamdaki konuşmalarımızda içsesimizi kendimize saklarız. Yazarımız ise iki boyutlu bir söylem sunuyor seyirciye: Söyleneni ve bilinçte akıp gideni... Bu alışılmadık anlatım tekniği oyunun sahnelenme işlemini de etkiliyor.

17