Yazar, Kıbrıs'taki gerilimi küresel jeopolitik hesaplaşmanın merkezine yerleştirerek, Türkiye'nin tarihsel hafıza ve modern savunma doktriniyle çifte standarda karşı duruş gösterdiğini savunuyor. Bu iddiayı, ABD-İsrail ekseni altında adaya yığılan silahlar ve Yaşar Güler'in 'senaryoyu biliyoruz' açıklamasıyla destekliyor. Fakat Ankara'nın 'eylemsel trafiği' ve F-16'lar yeterince caydırıcı olabilir mi, yoksa bölgedeki askeri yığınağı daha da gerginleştirebilir mi?
Lefkoşa'dan Akdeniz'in derinliklerine, bugünlerde ufuk çizgisi sadece gemileri değil, ağır jeopolitik bir yükü de taşıyor.
Gündeme dair araştırma yaparken Güney Kıbrıs merkezli yayın organı Cyprus Mail'in attığı manşet çarptı gözüme:
"Türkiye, Kıbrıs Türklerinin haklarını korumaya kararlı"
Bu sıradan bir manşet değil; 1980'lerin kanlı siperlerinden bugünün insansız hava araçlarına uzanan o trajik tarihsel dersin güncel bir hatırlatıcısıydı.
TANINAN 'SAPKINLIK' VE TANINMAYAN 'HAK'
Bugün dünya üzerindeki birçok trajedinin kilit noktası, vicdani ve hukuki hiçbir kural tanımayan, saldırgan ve yayılmacı hedefleriyle insanlığı hiçe sayan İsrail gibi yapıların küresel sistemde hâlâ meşruiyet zemininde tutulmasıdır.
Öte yanda ise, egemenlik mücadelesi vererek her karışını hak etmiş, vatan toprağı olduğu tescillenmiş Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gibi devletlerin tanınmaması, modern dünyanın en büyük ayıbıdır.
Zaten bu çifte standardın amacı, adanın güneyindeki askeri yığınağa cesaret kaynağı olmasıdır.
ABD VE İSRAİL EKSENİ
Tıpkı İran-Irak Savaşı'nda olduğu gibi, bugün de Batılı güçlerin bölgedeki 'denge' oyunu, Kıbrıs üzerinden yeni bir kırılma hattı oluşturdu.
ABD'nin Güney Kıbrıs'a yönelik silah ambargosunun kaldırılmasını Eylül 2026'ya kadar uzatması ve İsrail ile derinleşen savunma iş birliği, adayı bir barış limanı olmaktan çıkarıp, Orta Doğu'daki genişlemeci stratejilerin bir 'ileri karakolu' haline getirdi.
Bu, geçmişin vekâlet savaşlarının Akdeniz'in sularına yansıyan modern ve tehlikeli bir kopyası.
YAŞAR GÜLER'İN ROMA MANİFESTOSU: "SENARYOYU BİLİYORUZ"
Geçtiğimiz günlerde, Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler'in İtalyan Il Messaggero gazetesine verdiği mülakat, Ankara'nın tarihsel tekerrürü nasıl okuduğunu tüm çıplaklığıyla özetledi.
Güler'in, "Irak ve Suriye'de denenen o yıkıcı senaryoların İran ve Kıbrıs üzerinden tekrarlanmasına müsamaha göstermeyeceğiz" uyarısı, sadece bir savunma stratejisi değil; bölgenin kanlı geçmişinden çıkarılmış bir 'beka' dersiydi.
Türkiye, AB'nin 'savunma kalkanı' maskesi altında Güney'e yığdığı sistemlerin, aslında adayı bir silah deposuna dönüştürerek statükoyu zorla dayatma girişimi olduğunu deşifre etti.
Terör örgütlerinin güç ve güvenlik açıklarından yararlanacağının da altını çizdi.
F-16'LAR VE FIRKATEYNLERİN DİLİ
Tüm bu gerilimde, uluslararası raporlar (112.ua) sahadaki sıcak hareketliliğin altını çiziyor:
Yunanistan'ın adaya konuşlandırdığı F-16 savaş uçakları ve en yeni teknolojilerle donatılmış 'HN Kimon' fırkateyni, bölgedeki askeri trafiği "soğuk savaş" seviyesine taşımış durumda.
Ancak Ankara'nın cevabı, sadece diplomatik notalarla değil; Ercan'ın pistlerine inen Türk jetleri ve Geçitkale'den kalkan, her an her şeyi izleyen İHA'ların varlığıyla veriliyor.

11