ok seyredilen dizilerimizin yurtdışına da pazarlandığını, Ortadoğu ve Avrupa ülkeleri de dahil olmak üzere çeşitli ülkelere satıldığını basından öğreniyoruz. Tabii ki hiçbirimiz bir dönemin pembe dizileri üzerinden Brezilya'yı öğrenme iddiası taşımadık. Yine de bu denli çok seyredilen ve yurtdışına da satılan dizileri, nasıl bir Türkiye yansıtıyorlar, daha doğrusu nasıl bir Türkiye fikrini taşıyorlar diye anlamak için bir süredir izliyorum.
ORTAAĞI BUGÜNDE YAŞATMAKÖncelikle şunu söylemek isterim: Genel oyunculuk ve çekim kalitesi tartışmasız çok ilerlemiş durumda. Kurgulara gelince, dizilerin çoğunda, hatta birkaçı hariç tamamına yakınında aşiret ilişkilerinin kırda veya kentte yeniden üretilmesi söz konusu. Kırda veya taşrada ağalık ya da hanım ağalık üzerinden kurgulanan bu ilişkiler, kente gelindiğinde daha çok mafya renklerine bürünse de aşiret yapısını, o yapının temel niteliği olan biat kültürünü, erkeğe ve kadına biçilen kalıplaşmış rolleri sunmaya devam ediyorlar. Kısacası televizyon ekranlarından evlerimizin içine -istisnalar hariç- ortaçağ zihniyetine öykünen, bunu güzelleyen, insan ilişkileri olarak bunu tuhaf bir zenginlik, servet bulamacıyla birlikte sunan kareler akıyor.
Ortaçağın günümüzde varlığını koruması konusunda, 5 yıl önce, 22 Eylül 2021'de yitirdiğimiz çok değerli mimarlık tarihçimiz ve düşünürümüz Prof. Dr. Doğan Kuban'ın ilginç bir tespiti var: "Kavramlaşamayan toplum kültürü kaldığı ortaçağda yaşar: İthal ettiklerimizi takıp takıştırmak bizi çağdaş yapmıyor. Gelenek gevezeliğini bırakıp tarihin toplum kültürünü zenginleştirici varlığını nasıl kullanacağımızı öğrenmek zorundayız. Bu varlığın günümüzde yaşayan öğeleri var. Bunlar öğrenilir ve çağımızın perspektifleri ve duyarlılıkları içinde yaşatılırsa eskiden esinlenerek değil, yeni yorumlarla ve bir insanlık deneyimi olarak çağın insani boyutunu zenginleştirecek amaçlarla bu tarihi birikimi günümüzle bütünleştirme olanağı var."
YAPIMCI MÜDAHALESİAslında sunulan bu kurgularda, ortaçağ ikliminin zihniyet dünyasında varlığını koruması kadar, kendimizi başkalarının görmek istediği gibi sunma kaygısının da rol oynadığı düşünülebilir. Merak ettim, sadece bugünün dizileriyle yetinmeyip yaklaşık 10-15 yıl öncesinin çok beğenilmiş, birkaç sezon devam etmiş dizilerine de baktım. Tercih edilen kurgular açısından arada çok ciddi farklar var. Sektörle bir tanışıklığım, bilgi alma olanağım yok ama bu denli derin bir değişimin ardında bir yapımcı müdahalesi olduğunu düşünmeden edemiyor insan. Bir konakta kuşaklararası ilişkileri ehovyen bir tatla anlatan veya yakın tarihi yine kuşaklar üzerinden takip eden, yani tarihi kişisel tarihlerle harmanlayan dizilerin yerini şiddet, cinayet, karapara, uyuşturucu veya kulluk ilişkileri, kadının aşağılanıp şeytanlaştırılması veya "hanım ağa" tipiyle zorbalaştırılması gibi özellikleriyle öne çıkan, bir dönem anlatmak, bir yorum paylaşmak gibi hiçbir kaygısı kalmamış diziler almış.

18