Değerli araştırmacı ve yazar Sabahattin Selek'in yerleştirdiği kavramla, "Anadolu İhtilali"nin en önemli ve belirleyici aşamalarından biri, 26 Ağustos'ta Büyük Taarruz'la başlayıp 30 Ağustos'ta Başkomutanlık Meydan Muharebesi'nde zaferle noktalanan harekâttır. Yurdumuzun askeri işgali fiilen bu tarihte sona ermiş, bu zaferi çeşitli kentlerimizin kurtarılması ve daha sonra "Anadolu İhtilali"nin diğer aşamaları, saltanatın kaldırılması, Cumhuriyetin kurulması, hilafetin kaldırılması gibi adımlar izlemiştir.
KUVAYI MİLLİYE DESTANI26 Ağustos-30 Ağustos arasındaki o ölüm kalım sürecini, en duyarlı biçimde anlatan kalemlerden biri, belki de birincisi, kıymetini bilmediğimiz büyük şair Nâzım Hikmet olmuştur. Asılsız bir suçlamayla 1938'de girdiği zindandan ancak 12 yıl sonra, 1950'de çıkabilen Nâzım Hikmet, bu yıllar içinde kaleme aldığı ölümsüz eserlerden "Kuvayı Milliye Destanı"nda, bütün Kurtuluş Savaşı sürecini ve Büyük Taarruz'u o büyük destanın isimsiz kahramanları üzerinden dizelere dökmüştür. Eser, şairin Moskova'da sürgünde ölmesinden iki yıl sonra, 1965 yılında Doğan Avcıoğlu'nun Yön Yayınları'nda "Kurtuluş Savaşı Destanı" adıyla basılmış ve bir anda kitlelere ulaşmıştı. Daha sonra 1968'de özgün adıyla, "Kuvayı Milliye Destanı" diye yayımlandı. 68 kuşağının dizelerini en çok ezberlediği manzum eserlerden biridir "Destan". ünkü bizim kuşağın Kurtuluş Savaşı'na bakışıyla Nâzım'ın dizelerinde ses bulan duygu ortaktır: "Dört nala gelip Uzak Asya'dan/ Akdeniz'e bir kısrak başı gibi uzanan/ bu memleket bizim..."
'DAĞLARDA TEK TEK ATEŞLER YANIYORDU'"Kuvayı Milliye Destanı"nı sahnede ilk kez 2015 yılında, Müjdat Gezen Sanat Merkezi'nde (MSM) son sınıftaki öğrencilerimin mezuniyet oyunu olarak çalıştım. Oyun o yıl İKSV Tiyatro Festivali'nde seyirciyle de buluştu. Oyunu çalışırken en etkilendiğim sahnelerden biri, Büyük Taarruz'un başlamasına saatler kala atmosferi, gergin bekleyişi ve ümidi iliklerimize kadar hissettiren dizelerin birdenbire, inanılmaz bir ritim ve durak duygusuyla adeta zum yapar gibi Mustafa Kemal Paşa'ya odaklandığı yerdi: "Dağlarda tek tek ateşler yanıyordu./ Ve yıldızlar öyle ışıltılı, öyle ferahtılar ki/ şayak kalpaklı adam/ nasıl ve ne zaman geleceğini bilmeden/ güzel, rahat günlere inanıyordu./ ve gülen bıyıklarıyla duruyordu ki mavzerinin yanında, birdenbire beş adım sağında onu gördü./ Paşalar onun arkasındaydılar./ O, saati sordu./ Paşalar: 'Üç' dediler./ Sarışın bir kurda benziyordu./ Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı./ Yürüdü uçurumun başına kadar,/ eğildi, durdu./ Bıraksalar ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak/ ve karanlıkta akan bir yıldız gibi kayarak/ Kocatepe'den Afyon Ovası'na atlayacaktı."

25