Bazı insanlar vardır, sayıları çok azdır, onları hatırladıkça içiniz ferahlar, şu kısa ömürde onları tanıma, dostluk etme fırsatı bulduğunuz için sevinirsiniz. İşlerinin erbabıdırlar; onlarla birlikte çalışmış, yaratmış olmak unutulmaz bir zenginlik olarak kalır belleğinizde.
Metin Deniz bu isimlerden biridir benim için. Yaratıcılıkta sınır tanımayan bir sahne tasarımcısı ve yönetmen olmasının yanı sıra, her şeyiyle güzel insandır.
'SANATININ ÖLÜMÜ'Yıl 1988'di. Yılmaz Onay'ın "Sanatçının Ölümü" adlı oyununu Halk Oyuncuları'nda sahneye koyması için Fransa'ya davet etmiştik. Sahne ve kostüm tasarımı için de Metin Deniz ile konuştuk ve anlaştık. Daha önce de Berlin'de Manufaktur Tiyatro'da "Mustafa Suphi Destanı"nı izlemişti. Oyundan sonra söylediği sözler hiç aklımdan çıkmadı. Onun tiyatro ve sahne tasarımı anlayışının kısa özeti gibiydi: "Emelciğim dekor için bu kadar çok kereste, demir harcamaya ne gerek vardı O emek ve masrafla daha başka şeyler yapılırdı."
"Sanatçının Ölümü"nün provaları için Yılmaz Onay, Metin Deniz ve bütün ekip Normandiya'da bir otele yerleştik, kamp yapar gibi provalara başladık. Dekor için büyük bütçemiz olmadığını söylediğimde, "Hiç merak etme, cüzi bir parayla çözeceğiz işi. Clignancourt Pazarı'na gidip eskicilerden farklı biçimlerde iskemle toplayacağız, imalatı da burada, otelde yapacağım" dedi. Deniz'in en önemli özelliklerinden biri yaratıcı sanatçılığının yanı sıra eli çok hünerli, usta bir zanaatkâr olmasıdır. Aklında gördüğü resmi elleriyle gerçekleştirme konusunda ne kadar yetkin olduğuna ve bunu nasıl bir tevazu içinde yaptığına orada kendi gözlerimle tanık oldum. Eskicilerden yüz kadar farklı farklı iskemle, bol miktarda tutkal, talaş ve çuval bezi alındı. Ve Metin Deniz boş bir mekânda o iskemleleri kazıdı, tutkalladı, talaş serpti, çevrelerine de çuval bezinden bir çerçeve yaptı. Evin bütün eşyasını, telefon, vs. iskemlelerin üzerine yerleştirdi. Ortaya hem son derece estetik bir iskemle heykeli hem de çeşitli şekillerde kullanılabilen bir sahne makinesi çıktı.
SOYUTLAMA GÜCÜMeyerhold'un 1930'ların hemen başında yaptığı Fransa turnesinde, Ostrovski'nin "Ormanda" oyununun dekoru tiyatro dünyasında büyük ilgi uyandırmıştı. Konstrüktivist dekor anlayışının ilerisine geçip oyunun ana fikrini soyutlayan bir dekor vardı sahnede. Hazırlık aşamasında Meyerhold önerilen maketi beğenmemiş, eline bir kâğıt alıp hafif eğimli ve uzunca bir parabol çizmişti. Oyunda hem çok işlevsel bir rolü olan hem de yorumu sahnede billurlaştıran, sahneyi bir köşeden ortasına kadar kateden "köprü-yol" metaforu böyle ortaya çıkmıştı.

9