Osmanlı döneminde narenciye cinsleri farklıydı. Bugün ise kumkuat, pomelo, Buda'nın Eli gibi birbirinden ilginç narenciye çeşitleri adları ve lezzetleriyle şaşırtıyor.
Damak tadımız ekşiyi seviyor. Yemeklerin tadını dengelemek için sofrada mutlaka bir ekşi bulunur. Bu bazen turşudur bazen de çorbaya sıkılan bir dilim limon. Meyvenin mayhoşuna ayrı bir düşkünlüğümüz vardır. Limondan portakala narenciye türleri bu yüzden soframızda her zaman yer bulmuştur. Narenciye türleri Asya kökenli. Hepsi farklı rotalardan Akdeniz'e ulaşmış. Batı'ya ilk önce gelen turunç olmuş. Turunç Farsça. Hindistan taraflarından İran üzerinden ilk gelen turunç olduğu için bütün narenciye türlerine turunçgiller demişiz. Turunç neredeyse acımsı ekşiliğiyle meyve olarak yenmese de kıymetli ekşisi, Topkapı Sarayı mutfaklarına fıçılarla alınmış.
Unutulanlar ve yeniler
Osmanlı döneminde narenciye cinsleri bugünkünden farklı. Limon var ama portakal yok. Artık neredeyse unutulmuş türler de var. Narenciye Sanskritçe bakır renkli anlamına gelen naranga sözcüğünden geliyor. Akdeniz kıyılarını vatan edinen narenciye türleri arasında en önemlilerinden biri kebbat veya kübbat denilen kocaman bir tür. Batı dillerine "citron/sitron" olarak geçen bu tür de tıpkı turunç gibi meyve olarak yenmiyor ama güzel kokulu kabuğu çok kıymetli. Şekerlemesi yapılıyor, reçel, murabba veya perverde yapımında kullanılıyor. Zamanla gözden düşen ağaç kavunu da öyle. Ama bir tür var ki, tarihçiler bile meyve mi yoksa reçel mi tartışıyor. Kayıtlarda bahsi geçen mürekkep çoğu kez karışık narenciye türlerinden yapılan bir reçel türü olarak yorumlanmış.
Antalya'da 'Altıntop'
Tarihçi Arif Bilgin'e göre ise Kıbrıs'ta alaca denilen ve içinde dilimleri limon-portakal-turunç gibi farklı renklerde olan bir tür. Bugün ise adını bile hatırlayan yok. Turunçgillerin Akdeniz'e asırlar önce yerleşmelerine rağmen bazılarının tarihi pek yeni. Portakal bile Cumhuriyet döneminde yaygınlık kazanmış. Greyfurt ise Antalya'ya, Narenciye Enstitüsü'nde ilk yetiştirildiğinde adı 'altıntop' diye konmuş. Tıpkı kumkuat ya da pomelo türlerinin yerli ismi olmaması gibi. Kabuğuyla yenilebilen kumkuat gündelik hayatımıza girdi, tane tane reçeli harika oluyor. Pomelo ise dilimlerinin zarları kolaylıkla ayıklanabildiği için çok cazip. Böyle iç zarları ayıklanan dilimler, damakta tam bir ferahlatıcı etki yaratıyor. Diri ve sulu tanecikleri ağızda âdeta patlıyor; özellikle salatalara böyle zarı ayıklanmış pomelo dilimleri konulduğunda bambaşka bir tazelik veriyor.

5