Suriye için hasar tespiti

Suriye için hasar tespiti

AYHAN DEMİR

Nasihatlerden bir tanesi şöyledir: "Bazı insanların ne kadar zalim olabileceğini görmek istiyorsanız, hakkınızı arayın." İşyerinden sokağa kadar, hayatın her alanında, bu acı gerçeği görmek mümkündür. Zalimliğin farklı yolları olsa da, hepsi aynı yere varıyor: Yakıcı, yıkıcı ve yorucu bir acımasızlık.

Suriye'de, sadece hakkını arayan, binlerce masum ve mazlum insana neler yapıldığına bir bakın. İşkenceyle ve açlıkla öldürülenler, kimyasal silahlarla ve varil bombalarıyla katledilenler. Köyleri yakılanlar, toplu halde kurşuna dizilenler.

Hapishanelerdeki işkence görüntülerine her geçen dakika yenileri ekleniyor. Evinden alınıp kaybedilen; bir deri bir kemik kalan, akıl sağlığını kaybeden insanlar. Biz görüntülere bile bakamazken, birileri bu işkenceleri yaşadı, bu zulme maruz kaldı.

Yerin üstü zalimlere yetmemiş, yer altında kat kat gizli zindanlar yapmışlar. Varlıkları biliniyor ama kendilerine ulaşılamıyor. Hapishane önündeki binlerce insan, yıllardır görmedikleri, yakınlarını bulma umuduyla bekliyorlar.

Bir de hapishaneden çıktıktan sonra nereye gideceğini ve ne yapacağını bilemeyenler var. Zaman mefhumunu tamamen kaybetmişler. Baba Esed'i hâlâ iktidarda zannediyorlar.

Gazze'deki Filistin direnişine destek olmak amacıyla Manisa Saruhanlı'dan yola çıkıp, Esed rejimi tarafından zindana atılan Engin Arslan kardeşimiz de 13 ay sonra özgürlüğüne kavuştu.

Savaş olur, insanlar ölür. Fakat bu öyle değil, bambaşka bir şey. Orada büyük bir mezalim yaşandı. Kıyıcı bir mezhepçilik yapıldı.

Bir çocuğu katletmenin, bir kadının namusunu kirletmenin, masum bir sivilin akıl sağlığını kaybetmesine sebep olmanın kimseye yararı yoktur, buna karşılık, herkese zararı vardır.

İslâm olan, böyle bir şey yapar mı Yapmaz. Bunlar, dini, dili, rengi, mezhebi ve suçu ne olursa olsun; insanın insana yapamayacağı şeyler. Acıdan daha acı. Kötü niyet, karanlık rejim.

Öyle anlaşılıyor ki Suriye'de, bir değil, binlerce Esed ve sayısız cinayet var. Geride kalan onlarca yıl boyunca, kaç kişi öldü, tam olarak bilinmiyor. Öldürülenlerin, kayıpların ve ziyan olup gidenlerin hesabını tutmak neredeyse imkânsız hale geldi.

'Gâvur' diye kime diyorduk Merhametsiz olana. Bu merhamet damarını aldırmışlara gâvur dersek, herhalde yanlış bir şey söylemiş olmayız.

Emsali görülmemiş bu organize kötülük karşısında aklıma sadece şu atasözü geliyor: "Kork, Allah'tan korkmayandan!"

Buradan şuraya geçelim.

Bir zamanlar "Suriye'nin Dostları Grubu" vardı. Artık yok. O gruptan geriye tek Türkiye kaldı. Türk devleti ve hükümeti, Suriye hakkında samimi konuşmalar yapıyor, adımlar atıyor.

Ülkemiz, tarihine ve değerlerine yakışanı yapıyor; davasına ve coğrafyasına sahip çıkıyor. Daha doğrusu; adalet ve mesuliyet çizgisinde yürüyor. Bedeli ne olursa olsun, haklının yanında, haksızın karşısında yer alıyor. Mazlumları destekliyor. Meseleye 'dış politika' penceresinden değil, 'ahlâk' dairesinden bakıyor.

Devletleri milletler kurar. Devleti milletin dışında başka bir güç kurarsa; o yapı ancak kukla veya karton olur. Türkiye, en başından beri, Suriye halkının kendi kaderini tayin hakkını savunuyor. Makul ve makbul olan budur. Ülkemiz bütün dikkatiyle bu meseleye yoğunlaşmışken, başka bir tehlikenin bizi beklediğini söylemeliyiz.