Marksizmi yeniden okumak

Marx'ı donmuş bir öğreti değil, somut koşulların analiziyle yeniden üretilen canlı bir düşünce sistemi olarak okuyan yazar, acaba Marksizm kendini gerçekten yenileyebiliyor mu yoksa bu yenileme çabaları başka bir ideolojik kalıplaşmaya mı dönüşüyor?

Özet Bu özet koseyazarioku.com tarafından üretilmiştir

Yazar, bilim, felsefe ve sanat aracılığıyla insan olmayı tanımlarken, klasik felsefenin Tanrı fikrinde takılı kalmasına karşı Marksizmi seçtiğini, ancak bu seçimin de içinde, donmuş dogmatizmden arınmış, somut durumların somut analizine dayanan bir Marksizm anlayışıyla mümkün olduğunu savunuyor. Peki, bu "yenilenen Marksizm" üretkenliğini koruyabilir mi, yoksa her "somut analiz" ona yeni bir çerçeve hapseder?

İnsana insan olma niteliğini kazandıran üç temel olgu olduğunu düşünüyorum: Bilim, felsefe ve sanat.

Bilimi bilgide, felsefeyi akılda, sanatı duyguda derinleşme olarak tarif ediyorum.

Sanat dallarının (edebiyat, müzik, resim, başka görsel sanatlar vb.) tarifleri kendi özgün özelliklerine göre çoğaltılabilir.

Bunu şiir için yaparsak: Şiir duyguda ve dilde derinleşmedir... Üniversite çağımda edebiyat okumalarıma felsefe okumalarını da kattım.

Bunu hep yapageldim.

Hatta felsefe alanında okumalarımın (şiiri ve şiir hakkında yapıtları dışında tutarak) edebiyata göre çok daha ağırlık taşıdığını söyleyebilirim.

Felsefe derken bu parantezin içinde psikoloji, tarih, edebiyat ve sanat tarihleri, çeşitli toplumsal vb. konulu yapıtlar da kuşkusuz yer almaktadır.

***

Felsefe okumalarımda ya da klasik felsefe okumalarımda diyeyim, sonuçta şunu görüyorum: Bütün bu derinlikli usa vurmalar eninde sonunda açık ya da üstü örtük Tanrı fikrinde odaklanıyor ve bir türlü bu fikrin ötesine geçemiyor.

Bu nedenle kendime en yakın düşünce akımı olarak yapıtlarıyla 1960'lı yıllarda karşılaştığım Marksizmi buldum.

Marx demiyorum. ünkü onun felsefesi yakın arkadaşı, düşündaşı Engels, sonrasında Lenin, o dönemlerden günümüze kadar da çok sayıda düşünürce yorumlanmış, bir anlamda yenilenmiştir.

Fakat benim zihnimde ekonomik altyapı/düşünsel üstyapı, artı değer, sınıf savaşımı, diyalektik ve tarihsel maddecilik kavramları sapasağlam yerli yerindedir ve kanımca asıl olan da bunlardır.

***

Uzun süre önce okumaya koyulduğum Modern Felsefenin Kısa Tarihi adlı yapıtta (pek kısa sayılmaz, 315 sayfa!) başka okumalar, çalışmalar, hastalıklar vb. nedeniyle, sonlara doğru Siyasal Dönüşüm/ Marx bölümüne ancak gelebildim.

Bu vesileyle de Marksizm konusunda daha geniş okumalar yapmak için bu konuda kitaplığımda okuduğum okumadığım ne kadar kitap varsa masama yığdım (Buarada Hegel'i de daha iyi kavramam gerektiğini biliyorum.)

Felsefe tarihindeki bölümü okuduktan sonra masama yığdığım kitaplardan sevgili Taner Timur Hoca'nın Marksizm, İnsan ve Toplum adlı (daha önce bir bölümünü okuduğumu altını çizdiğim satırlardan anımsadığım) kitabını yeni baştan okumaya koyuldum. (Bu arada internet sayesinde haberleştiğimiz Taner Hoca'nın, 90. yaşını kıl payı geride bıraktığını, yaşamını sağ salim İstanbul'da sürdürdüğünü öğrenmekle mutluyum. Büyük düşünürümüzle ilgili herkese duyurulur.)

Taner Hoca'nın kitabı beni çağdaş Fransız düşünür Etienne Balibar'ın Marx'ın Felsefesi'ne götürdü. Bende olmayan kitabı getirttim ve şimdi iki kitabı, dönüşümlü olarak birlikte okuyorum.

Balibar, kitabının daha giriş sayfalarında "Marx gerisinde birçok şantiye bırakan ebedi yeniden başlamanın filozofudur" diyor.