Hapishanelerden yükselen çığlıklar (4)

Adalet Bakanlığı'nın bir genelgesi mi yoksa Şakran kadın kapalı cezaevi yönetiminin keyfi kararı mıdır bilmem; mahkûmlardan boyunlarında üzerinde işledikleri suçun yazılı olduğu bir suçlu kimliği taşımaları isteniyor.

Bu kimlik yoksa, ziyaretçi görüşüne çıkarılmıyorlar. Revire götürülmüyorlar. Telefon görüşmelerine izin verilmiyor. Böylece mahkûmiyetlerine bir de süresiz hücre cezası eklenmiş oluyor.

Bunun ne demek olduğunu daha iyi anlamak için Şakran kadın kapalı cezaevinde bu uygulamaya karşı süresiz açlık grevinin yüzüncü gününü geride bırakan Tuğçenur Özbay'ın kamuya seslenişine kulak verelim:

"Soma katliamı olduğunda dışarıdaydım. 'Katledenler yargılansın' pankartı açtığım için gözaltına alındım. Amasra katliamında tutsaktım, kaldığımız koğuşun duvarlarına pankart astım. Madenciler Ankara'da direnirken onlarla aynı anda ben de açtım ve süresiz grevimin 90. gününde onların zaferiyle coşkulandım. Madenciler 'Açız yoksuluz çıplağız' diye haykırdılar, ben de 'Açım tutsağım haklıyım' diyorum. Bugün direncimi dün yaratılan mücadele geleneklerinden ve yarına katıksız inancımdan alıyorum. Elimden almak istedikleri tam da bu direnç. Ailemizin, sevdiklerimizin karşısında yüzümüz eğik olsun istiyorlar. Yüz eğecek bir suç işleyenler varsa halka zulmedenlerdir. Hapishanede var olan haklarımızı, telefona, ziyarete çıkma gibi; suçlu kimliği bulundurmadan kullanmamız yasak. Bu kanunsuz uygulamaya karşı açlığımın 100. günü. Yüzümü eğecek bir suç işlemedim. Yüzüm daima halka, hak olana, adalete dönük oldu. Yüzümüzü eğmemizi isteyenlere karşı 100 gündür direniyorum. Herkesi bu kanunsuz uygulama son bulsun diye sesimi duyurmaya çağırıyorum."

***

Marmara 2 nolu L tipi hapishanesinden yazan Vedat Doğan 16 Şubat tarihli mektubunda bu suçlu kimliği dayatmasının "80 cuntasının ürünü" olduğunu belirtiyor.

Sincan kadın kapalı hapishanesinden 17 Mart tarihli mektubunda aynı konuda Seher Adıgüzel, "Aklıma o korkunç toplama kampları ve çizgili pijamaların üstündeki numaralar geliyor" diye yazıyor.

Almanya'da doğup büyüyen, hatta Alman vatandaşlığı da olan Seher Adıgüzel Grup Yorum üyesi ve iki yıldır tutsak.

"Ülkeme 18 yaşımda geldim. Grup Yorum'a katıldım. Şimdi 26 yaşındayım. 8 yılın çoğunu, en az 4.5 yılını hapiste geçirdim. Ben insanın inandığı değerlere uygun yaşamasını savunuyorum. Bunun sonunda dört duvar olsa da o nedenle geldiğime pişman değilim" diyor ve şöyle devam ediyor:

"İnsan hapishanede çok az eşya ve kısıtlı imkânlarla yaşayabiliyor ki hayat böyle de devam ediyor. Ama insanlık onuru olmadan ne burada ne başka bir yerde yaşanıyor. Onurun senin bu duvarlara karşı zırhındır ve onu korumazsan erirsin. Geriye sadece duvarlar kalır."

***

Betül Varan'ın yaşadıkları Seher Adıgüzel'inkiyle benzeşiyor O da yurtdışında (Hollanda'da) doğup büyümüş 8 yıldır Grup Yorum'da bateri çalıyor ve solistlik yapıyor. Bu 8 yılda 8 defa tutuklanmış. "Tam 8 yıldır hüküm almadan sürekli tutuklanarak 5 yıldan fazla bir süre hapishanede kaldım" diye yazıyor ve şöyle devam ediyor: "Mayıs 2017'de polis işkencesinde saçlarım yolundu. Tam 8 ay kel dolaşmak zorunda bırakıldım."

Neden mi

Kandıra 1 No'lu F Tipi cezaevinden 11 Mart 2026 tarihli mektubunda Betül Varan bu nedeni (nedenleri) şöyle sıralıyor: "Sadece kurumumuz İdil Kültür Merkezi'nde bulunmak. Grup Yorum emekçisi olmak. Gözaltında yapılan işkenceyi teşhir etmek. Kendi vatanında mücadele etmek."