Hapishanelerden yükselen çığlıklar (2)

Masamda dört cezaevi mektubu var. Bir tane de internet üzerinden geldi. Marmara (Silivri) Kapalı Hapishanesi'nden gelen 13.11.2025 tarihli bu mektubun; şiir sevgisiyle, duyguyla ve girişte ilkbahar çiçekleriyle gün ışığı motifleriyle örülmüş satırların bir genç kızın elinden çıktığı besbelliydi. Fakat kimdi o Zarftaki adreste avukat olduğu okunuyor fakat isim öldür Allah anlaşılmıyordu.

areyi devrimci çevrelerle tanışıklığı olan arkadaşım, yayıncım Elif Akkaya'ya başvurmakta bularak zarfın fotoğrafını çekip gönderdim. Yanıt gecikmedi, Barkın Timtik'ti bu ad. Ardından gelen cümle ise bu avukatın ölüm orucunda yaşamını yitirdiği bilgisiydi.

Başımdan aşağı kaynar sular döküldüğünü tahmin edersiniz. Yanıtlamakta niye geciktim diye kendimi lanetlemekteyken bir yandan da bir yanlışlık olmalı diye düşünüyordum. Timtik adı ve ölüm orucu sözcükleri zihnimde bir çağrışım yapıyor gibiydi. Nitekim Elif az sonra telefon ederek yanılmış olduğunu, ölüm orucu eyleminde yaşamını yitirenin Barkın değil, yine avukat olan ablası Ebru olduğunu bildirdi.

Yaşadığımız ülkeye bakınız. Avukat olan ablası 2000 yılında cezaevinde ölüm orucu eyleminde yaşamını yitiriyor, yine avukat olan kız kardeşi şu anda cezaevinde. Aynı ya da farklı cezaevlerinde ondan fazla sayıda avukatla birlikte.

Tutukluluğuna Anayasa Mahkemesi'nce defalarca itiraz edilen Can Atalay, tahliye edildikten hemen sonra yeniden tutuklanan ağdaş Hukukçular Derneği Onursal Başkanı Selçuk Kozağaçlı ve İBB davası savunmanları da cezaevlerindeki avukatlar arasında. Dünyada bu kadar avukatın, yani savunma hakkı savunucusunun, hapiste olduğu herhangi bir uygar ülke ya da sıradan herhangi bir ülke var mıdır

***

Yine Marmara (Silivri) Cezaevi'nden Yılmaz Kadıoğlu Ocak 2026 tarihli mektubunda şöyle yazıyor: "Antalya'da kuyu tiplerinde kalan arkadaşlarımız Gürkan Türkoğlu, Tahsin Sağaltıcı 168, Hüseyin Özen