1982 yılını cezaevlerinde geçirdim.
İlki cephanelik olarak yapılmış Maltepe Askeri Cezaevi'ydi.
40. yaşıma orada bastım.
İkincisi Sağmalcılar Cezaevi "kaçakçılar koğuşu"ydu.
Neden mi "kaçakçılar".
Aralarında emekli büyükelçi Mahmut Dikerdem, İstanbul Barosu Başkanı Orhan Apaydın, profesörler Metin Özek ve Melih Tümer, Tabipler Odası Başkanı Erdal Atabek, CHP milletvekilleri, meslek odası yöneticileri, öğretmen, şair, ressam ve yazarların bulunduğu kırk kadar Barış Derneği tutuklusunu hapishane değişikliği sırasında birbirlerinden ayırarak çeşitli koğuşlara, yani cinayet suçluları, hırsızlar, gaspçılar, tecavüzcüler vb. koğuşlarına dağıtacaklardı. Anladığım kadarıyla içeride bizlerin, dışarıda avukatlarımızın savaşımıyla bu caniyane karardan vazgeçildi ve hep birlikte en "entelektüel" tutuklular olarak kabul edilen kaçakçılar koğuşuna konulduk.
Amacım hapishene anılarımdan söz etmek değil. Bunlar Mustafa Gazalcı, Kemal Anadol, Uğur Kökden arkadaşlarımın kitaplarında, Ali Sirmen'in ve benim kimi yazılarımızda, "Cezaevi Güncesi" adlı kitabımda, Okan Toygar'la ortak kitabımız "Hayatımız Güzeldir" de okunabilir.
***
Yargı kurulu iki askeri yargıç ve bir sivil savcıdan oluşuyordu. Savcı kendisinden söz etmeye değmeyecek, aramızda alay konusu olan, kabarmaya çalışan, fakat silik kişilikli biriydi. Askeri yargıçlardan küçük rütbeli olanın aslında iyi bir insan olduğu söyleniyordu fakat yargılamanın gidişinde bir etkisi yoktu. Yönetim doğal olarak sanırım o sırada binbaşı olan mahkeme başkanındaydı. İnce ve zeki yüz hatları olan bu adamın bir süre sonra bizlerle alay eder gibi bir tavır içinde olduğunu fark ettik. Başka bir deyişle, tavrı belki sert değil, fakat ikiyüzlüce alaycıydı. Örneğin, tahliye istiyor musunuz sorusunun tahliye talebi reddedilmiştir demek zevki için sorulduğu anlaşılınca kimse artık böyle bir soruyu yanıtlamaya değer bulmuyordu.
Ailesini hiç değilse açıkça incitmemek için adını vermek istemediğim bu kişi acaba yaşamakta mıdır diye birkaç gün önce internete baktığımda birkaç yıl önce vefat ettiğini öğrendim.
Sonuçta ağır hapis cezalarına çarptırdığı, yıllar sonra bu cezalar bozulup aklanmayla sonuçlansa bile çoğunluğu son duruşmada derdest edilip yeniden cezaevlerine gönderilen ve yıllarca orada tutulan Barış Derneği sanıklarının da çoğu artık hayatta değil.
Sözünü ettiğim kişinin bugün avukat olan kızı okuduğum internet sitesinde babasının ölümü arkasından çok güzel şeyler söylüyor. "Rol modelim" diye söz ediyor ondan. Bunda şaşılacak bir şey yok. Cellatların bile çok iyi baba, eş vb. olabildiklerinin sayız örneğini biliyoruz. Zaten sorun da burada.
Ölümü ardından söylenen övücü sözlerin ardına, hapise düştüğünde kızı iki buçuk yaşında olan bir baba olarak ben de iki satırla düşüncelerimi ekleyeyim diye düşündümse de adımı da aklımdan geçenleri de oraya yakıştıramadım.

5