Sevmeyi ve kaybetmeyi seçmek

Salonlar sonuçtan ne derece memnun bilemiyorum ama cuma günü gösterime giren bir filmin dört günde bu kadar çok konuşulup tartışılması bana sevindirici geliyor. Üstelik bu film William Shakespeare'in "Hamlet"i yazdığı dönemde geçen bir roman uyarlaması. Hız çağındayız, kimse iki dakika bir kareye konsantre olamaz gibi iddialara inat, film yavaş akan bir su gibi ilerliyor, seyircinin kalbine usul usul sızıyor.

Maggie O'Farrell, Türkçede de Domingo Yayınları'ndan Kıvanç Güney'in çevirisiyle yayımlanan romanında Shakespeare'in 11 yaşında kaybettiği oğlu Hamnet ile ondan sonra yazdığı oyunu "Hamlet" arasında bağlantı kurarken asıl olarak yas olgusuna bakıyor ve merkeze de spiritüel güçlere sahip, doğayla yekvücut bir toprak kadını olan karısı Agnes'i koyuyor. Dolayısıyla Chloe Zhao'nun filmi de öyle. Zaten yazar senaryoda da Zhao ile birlikte çalışmış.

Omuzunda şahiniyle gezen Agnes, büyük kızının ardından ikizlerini kucağına aldığında kaybetme korkusu da giriyor hayatına. Çünkü kuvvetli hisleriyle biliyor ki ölüm döşeğindeyken yanında iki çocuğu olacak. Bütün gücüyle kendisini zayıf bünyeli küçük kızını yaşatmaya adıyor. Kocası William işi için Londra'da yaşamayı seçtiğinde onunla gitmek istemiyor, şehrin havası kızına iyi gelmez diye. Ama kader insanı hiç planlamadığı yerden vuruyor işte.

Bundan sonrası kayıpla iki farklı şekilde baş etmeye çalışan iki insanın hikâyesi. Hakkında çok şey yazılıyor, konuşuluyor, bence sebebi filmi izleyen insan kadar yası yaşama şekli olması. Herkes kendi deneyimlediği yerden algılıyor, kendi yaşadıklarına dönüp bakıyor, düşünüyor bile demeyeceğim çünkü Agnes kadar dürtüsel bir yerden izleniyor film.

"Hamnet"i bu kadar kuvvetli kılan en büyük kozlardan biri Agnes'i oynayan oyuncu; Jessie Buckley. William'da izlediğimiz Paul Mescal zaten "Normal People", "Aftersun", "All of Us Stangers" derken "Gladiyatör"e ulaşan parlak bir kariyere sahip. "Hamnet" ile Altın Küre kazanan ve Oscar'ın da en güçlü adayları arasında sayılan İrlandalı oyuncu ve müzisyen (şarkıcı olmasının yanı sıra piyano, arp ve klarinet çalıyor) Jessie Buckley ise seyircilerin çoğu için yeni bir keşif. Ben de kendisini "Her Şeyi Bitirmeyi Düşünüyorum"da (Charlie Kaufman) izlemiş olduğumu yeni anladım mesela.

Buckley, Agnes'in doğasıyla hayatının bu döneminde yaşadığı 'çarpışmadan' ötürü kendini çok şanslı hissettiğini söylüyor. "Anne olmak, sevmek çok cesurca bir şey çünkü sevmeyi seçtiğiniz her an kaybetmeyi de seçiyorsunuz" diyen oyuncu, çekimler sırasında anne olmaya karar vermiş ve bir süre önce adını bile açıklamadığı kızını kucağına almış.