Sağır duvarları aşan sergi

Asu Maro
Bugün
12

"Aşk ne güzel umut dolu / Yıllar geçti yüzüm soldu / Mark dediğin hep yalan sevda / Hayaller hep tuz buz oldu / Ağla tepin bağır çağır / Alçak sesle yüksek sesle / Her yan duvar her yan sağır / Ölüm ucuz gelir bize".

Sanırım Mark tek başına bile bir kuşağın buradan uzakta çizmeye çalıştığı yeni kaderi, umutlarını, kurdukları hayalleri anlatmaya yeten bir sözcük: 'Almancılar'ın. Yazının başındaki sözler ise Yeni Alman Dalgası olarak anılan müzik akımının temsilcilerinden İdeal grubunun 1982 tarihli şarkısından. Burada 1961'de imzalanan iş gücü anlaşmasıyla Türkiye'den Almanya'ya giden Türklerin hayallerinin nasıl şiiri yazan Aras Ören'in sözleriyle "tuz buz olduğunu" görmek mümkün. Çünkü Cem Karaca'nın yine '80'lerde Almanya'da yayınlanan "Die Kanaken" (Almanların başta Türkler olmak üzere bütün yabancıları tanımlamak için kullandığı sözcük) LP'sinde yer alan çok vurucu Es Kamen Menchen An" şarkısında söylediği gibi onlar işçi çağırmıştı ama gelenler insandı. Ve Almanya buna kucak açmaya pek de niyetli değildi.

'Almancılar', özellikle de 'misafir' işçi kadınlar iki ülke yaşamında da köklü değişikliklere yol açan göçün 65. yıl dönümünde, Berlin merkezli Maxim Gorki Tiyatrosu'nun şarkıyla aynı adı taşıyan "Aşk, Mark ve Ölüm" sergisiyle gündeme geldi. Tiyatro tarafından düzenlenen 7. Berliner Herbstsalon festivalinden yapılan tematik bir seçki mayıs ayında İstanbul Depo'da izleyiciyle buluştu. Serginin son günlerindeyiz, "Aşk, Mark ve Ölüm" cumartesi günü film gösterimi ile sona erecek. Film de aynı adı taşıyor, birazdan geleceğiz ona.

Önce hâlâ gezme şansınız olan sergiden söz edelim; ilk bölümde Melek Konukman-Tulgan, Filiz Taşkın, Serpil Yeter ve Gülsün Karamustafa'nın eserleri yer alıyor. Ayrıca bu kat Telefunken firmasının Berlin'de Stresemannstrasse 30 adresinde göçmen kadın işçiler için tahsis ettiği yurdun sakinlerine odaklanan belgesel bir nitelik de taşıyor. Çok genç yaştayken bir süre bu yurtta kalan ve bir buçuk yıl yurdu yöneten Nuran Oktar ve Vasıf Öngören'in etkisiyle Berliner Ensemble'la ve Brecht'le tanışan yazar Emine Sevgi Özdamar'ın tanıklıkları bu bölümün önemli bir parçası. İkinci bölümde ise Almanya'yı ve göçü odağına alan sanatçıların eserleri yer alıyor.

Cuma ve cumartesi günleri saat 17.00'de araştırma ekibiyle birlikte sergi turu yapabileceğiniz etkinliğin kapanışı da cumartesi saat 19.00'da gösterilecek "Aşk, Mark ve Ölüm" belgeseliyle yapılacak. Cem Kaya'nın 'gasterbeiter' (misafir işçi, göçmen değil, misafir) kabulüyle Almanya'ya gelen Türkiyeli göçmenlerin yarattığı müzik kültürü üzerine çok ilginç belgeseli.