Sade, sahici, "Leziz"

Kendimi sahne tasarımının da etkisiyle neredeyse tiyatroda olduğumu unutacak kadar bir evin içinde hissettiğim bir oyun izledim geçen hafta. Oturduğum noktada tam karşımda bir kapı vardı ve o kapı yarıya kadar açıldığında içeriden bir masa görünüyordu, üzerinde bilgisayar, birkaç parça eşya, salon olduğunu tahmin ettiğim mekânın bir kısmı… Aralık kalmış bir kapıdan çaktırmadan komşunuzun dairesine bakar gibi. Ya da bir akşam vakti sokakta yürürken ışıkları yanan pencerelere göz atıp içeride kimlerin yaşadığını, tam o sırada ne yaptıklarını tahmin etmeye çalışır gibi. "Leziz"i her şeyden önce bu duygu için sevdim. Sonra anlattığı şeyi gözümüze sokmayan, sade ve sahici tavrı için.

Bundan önce pek çok oyunun dramaturji ve afiş tasarımında imzasını gördüğümüz Yaşam Özlem Gülseven'in kaleme aldığı, Anıl Can Beydilli'nin yönettiği "Leziz", sıradan bir akşamda iki kadının birlikte yaşadığı eve misafir ediyor seyirciyi. Hatta başta dediğim gibi kapı aralığından 'göz misafiri' ediyor. Ezgi (Ceren Taşçı) işten gelmiş, heyecanlı bir hali var, istediği tek şey ikisi için leziz bir soslu makarna yapmak… Bir kutlama gecesi olabilir ya da önemli bir şey konuşacak olabilir, ama önce makarna. Ancak sürekli eksik malzemelere tosluyor, sos için gereken hiçbir şey yok dolapta.

Ezgi yılmayıp hemen eldeki duruma göre yeni bir tarif geliştirirken Özlem'de (Dilşah Demir) bir panik hali var. Yemeği falan boş verip konuşmak istiyor. Ev sahiplerinin üst katlarına taşınacağı haberini almış o gün. Üstelik kira kontratları da sona ermek üzere. Bu ikisi için tehlike çanları çalıyor demek, öyle düşünüyor. Ezgi ise sadece makarnayı düşünüyor, ötekini de zamanı gelince düşünürler.

Hayatla baş etme yöntemlerindeki – sırf bu sahnede bile - gözle görülen zıtlıklara rağmen güvenli evlerinde kurdukları bir ortak hayat var ve biz seyirci olarak bunu korumanın yolu Ezgi gibi dışarıya karşı bir maske takmak mı yoksa Özlem gibi bir koza örüp saklanmak, kendini dış dünyaya kapatmak mı diye düşünürken kapı çalıyor ve o 'dış dünya' üst kata taşınan ev sahibi (usta aktör Metin Coşkun) kılığında davetsizce eve giriveriyor. Kaçacak bir yer yok, ister istemez birbirlerini tanıyacak, tartacak ve bir ihtimal anlayacaklar.